GÜLÜMSETEN ANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜLÜMSETEN ANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2008 Cumartesi

AH SUN EXPRESS AHHH!!!

Gaziantep'ten İzmir'e direkt giden tek firma Sun Expres olması hasebiyle biletimi günler öncesinden temin etmiştim. Uzun yıllar THY nin Lost uçağından hallice uçakları eski olmasına rağmen yinede güven verirdi bana her nedense. Sun Express ve bu tür firmalar, ucuz olduklarından mıdır nedir pek kurumsal olmadıkları imajı mevcuttur bende.

Bu defa elim mahkum İzmir'e aktarma yapmadan gitmenin yolu Sun Expresten geçti. Sabah uçağı için erkenden evden çıkacağımdan akşam servis güzergahını 444 lü numaradan öğrenmek istedim. İki yerden servis gececeğini ve ikisininde hareket saatinin 07 10 olduğunu öğrendim. Emin olup olmadıklarını sorduğumda burada böyle not edilmiş kesinlikle doğrudur cevabı alınca inanmak istedim. Bir problem olmaması için İstanbul'dan gelip güneydoğu gezisini tamamlayıp tatilimi birlikte geçireceğim arkadaşımla birlikte servisin kalkış yerini tespit etmek üzere yola çıktık. Verilen adres o kadar kısıtlı bilgiler içeriyordu ki Sun Expres bürosunun etrafını en az 7 kez tavaf ettikten sonra bulabildik.

Sabah için herşey tamamdı. Eşyalarımızla paşa paşa eve yakın olan noktada servis bekleyeceğimiz yere doğru ilerledik. Üstelik gidiş konusunu ilk defa ucuza getirerek hayatımda tarihi bir yolculuk yapmış olacaktım. Beklediğimiz noktada S.E bürosu henüz açılmamış etrafta yolcu modunda tek bir canlı bile yoktu bizden başka. Tam 7 de orada dimdik ayaktaydık. Hostes kılıklı iki insanın yaklaştığını görünce tamam işte boşuna endişe ettik diye teselli olduk. Neden sonra bir servis yaklaştı ve bu iki insanın ardından bizde hareketlendik. Servis biz yanına bile yaklaşamadan kapılarını kapatıp gittiğinde Sun Express in bana bilgi veren insanları hakkında içimden pek hoş şeyler geçirmedim. 444 lü numarayı arayıp oldukça sabahın köründe karga b. yemeden kalkan biz, zarif bir sesle adının Günay olduğunu söyleyen hanıma servisin bu noktadan şu saatte geçeceğinden eminmisiniz diye sordum. Kesinlikle efendim dedi. Bir kaç dakika sonra iyice işgillenip yeniden aradım. Günay hanıma bu konuyu teyid edip bana dönmelerini istedim zira havaalanı şehirden uzak bir noktadaydı ve hem taxi bulup hemde uçağa yetişmek için çok geç olabilirdi üstelik bir sonraki uçakta yer olmayacağı ve tatilin mahvına sebep olunacağı gibi hisler içimde belirmeye başladı. Şüphelerimi Günay hanımla paylaştım hemen bilgi edinip döneceğini söyledi.

Bu arada bir yandan havaalanındaki bürolarını bir yandan arıyordum telefon duvardı resmen çıt yok açan yok. Günay hn bana dönmüştü ama iyi haberlerle değil. Hemen bir taxiye binip gitmemizin hakkımızda hayırlı olacağını söylerken kulağımdan çıkan dumanlardan, ağzımdan çıkan alevlerden haberi yoktu.

Günay hanımın mahcubiyeti diz boyuydu lakin bu, bizim havaalanına uçak parası kadar ödeme yaparak gitmemize çözüm olamamıştı. Telefonu kapattıktan sonra olayın vehametini, bilgi eksikliğini, müşteri mağduriyetine yaklaşımlarını.......ve Sun Express'i düşündükçe çıkan tansiyonumu ve sinirimi yol boyu sık sık Günay hanımı arayıp fırçalayarak teskin etmeye çalıştım. O ise yazık sadece haklısınız efendim diyebiliyordu.

Havaalanına ulaştıktan sonra hışımla firmanın ofisine doğru hızla ilerledim ve olayı özetledim. Servis saatinin 07 10 değil 06 50 olduğunu söylediklerinde 444 lü numarayı arayıp çıkan ilk kişiye 07 10 ile 06 50 arasında kaç dakikalık fark olduğunu sordum bildiler:)) oraya hemen not etmelerini başka insanları da mağdur etmemeleri gerektiğini söyledim ve Günay hn mı telefona istedim. Bana Günay hn diye birisinin olmadığını söyledi telefondaki ses. Nasıl olur son 30 dakikadır canım sıkıldıkça Günay hanımı fırçalıyorum hemen telefona verin dediğimi hatırlıyorum gerisinde arkadaşımla birlikte check in sırasında koptuğumuzu ve herkesin bize baktığını hatırlıyorum.

Meğer Günay hanım değil Günay Bey miş. Bütün telefon trafiği süresinde hanım diye hitap ettiğim bey ağzını açıp ben hanım değilim dememiş belki de diyememiş. Bütün hanım hitaplarıma olumlu cevap vermesinin nedenini anlayamasam da meğer sesi birazcık ince olduğundan olayı akışına bırakmış. Günay bey den özür diliyor ve Sun Expres ile yolculuk yapma düşünceniz var ise yarı yolda kalabilme ihtimalinizin yüksek olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Tatil dönüşü sorumlu insan örneği göstererek Sun Express firmasına gerekli emailleri yazıp gönderdiğimde emailler geri döndü. Web sitesi bile kıytırıktanmış meğer. Bende burada yazmak istedim. Belki duyması gereken insanların kulağına gider ve benzer mağduriyetler yaşanmaz.

4 Mart 2008 Salı

GOOGLE GOOGLE SÖYLE BANA

Malumunuz FeedJit denilen bir blog trafik yoklayıcı var ki, kim nereden gelmiş, ne ararken takılmış blogunuza? aradığı şeyi gerçekten bulmuş mu? yoksa geldiğine pişman olup mu gitmiş? gelmişte iyi mi etmiş? gibi dahada uzatılabilir sorulara cevaplarınızı kısmen bulacağınız bir programcık diye tanımlayabiliriz. Ara sıra arayanı aramak gibi bir dürtü oluşur bende ve ne kadar araştırmacı kişilikler var içimizde farkedemediğimiz diye düşünüp hayıflanacak aratmalar çıkar payıma. Top 5 olarak sizlerle paylaşmaktan ne çıkar diye sergilemek istedim nazarlarınıza. Lafı epeyce dolandırmakta üzerime yoktur iyi bilirim bu tarafımı, ahan da bloguma gelenlerin nedenleri;

1-Yeni bir iş.com: Yeni bir iş aramaya çalışanların uğrak yeri oluyorum kimi zaman. Google'da yenibir iş.com sitesinin hemen altında çıkıyor blogum, yazdığım yeni bir iş.com başlıklı bir yazıya istinaden. Üzgünüm iş arayan arkadaşlar, bende işsizim ama şimdilik :)) size tek önerim, buda gelir buda geçer, yılmak yok, araştırmaya devam, birde kariyer.net'e bakarsanız belki bişeyler çıkar, umarım amacınıza ulaşırsınız:))

2-Uzaylıların yemekleri; İşte bunu bende anlamış değilim. Hem hangi insan uzaylıların yemeklerini, hangi amaçla merak edip google'da aratır, tarif almak amaçlı desem, dünyalıların öbek öbek yemek tarifi varken nette, uzaylılarınkini merak etmek ilginç bir merak olsa gerek. Yada kısa yoldan doymak ve doyurmak istemiş olabilir ev ahalisini. Akşam eve gelen aile bireylerine birer tablet hap hiçte fena olmazdı. Pişirmek yok, bulaşık yok, seni seniii, kolaycı seniiiiiii. yahu uzaylılar var mı ki????:)))) bunca laf boşunamı yoksa :))) Hadi bu zuzaylı arkadaş aradı sordu merak etti, benim blogumda işi ne :)) önerim; Lavantin'in sayfasında harika Antep yemekleri var sen boşver uzaylıların yemeklerini :)) Pasta yapmak istiyosan Melek'in tarifleri ve süslemeleri harikadır. Kolay gele.

3-Teklifimi reddetti yine de beni seviyor olabilir mi?; Aslında işi hiç dolandırmadan Güzin abla yazsa google'a, amacına ulaşabilirdi belki de garibim. Çok üzüldüm şimdi, derdine çare arayan bir gariban oturmuş pc başına, yahu beni reddetti ama acaba sevgi kırıntıları kaldımı ki bi de google'a sorayım diye düşünmüş olabilir mi? Vah vah google'a kadar başvurduysa nicedir bu insanın hali kimbilir, cidden de pek çaresiz kalmış olmalı. Önerim; Evladım bence seni yinede seviyor, olabilir kelimesi çok fazla çıkar oradan, kesinlikle seni seviyor evet evet seviyor, seviyormu acaba, seviyor sevmiyor........
Ben anladım aslında bu insanın teklifi neden reddedilmiş, sen yinede bu cümleye, bi başka insandan teklif almışmıdır ı ekle google'a bi sor öyle karar ver bence:)))

3-Komik olmayan ışıltılı pasta fotosu; Pasta ciddi bi iş yemeğinemi katılacaktı acaba? Işıltılı olacak ama komik olmayacak, ya komik olursa? Pastanın komiği olurmu? Ben şööööyle bi pasta yapayım, öyle ki ışıl ışıl ışıldasın, aa ya komik olursa, yok yok komik olmasın, hem ışıltılı olsun hem komik olmasın, bunu google'a yazarsam bulurum yaşasınnn buldum bileee, yok yahu bulamamışım burası neresi "Tiger'ın insanı yani ben" blogu, peh ne alaka en iyisi ben aramaya devam edeyim.. psikolojisinde bir insan modeli varmış meğer aramızda :)) önerim yok, olan varsa söylesin.

4-Gaziantep insanları; Ayrı bir ırk yada canlı türü araştırmak amacıyla aranmamıştır canım. Şirinler gibi ayrı bir alemde olmasa gerek Gaziantep insanı:) Eh biraz farklılıklar var tabi ki, benim de Gaziantep'te yaşam hakkında yazdığım ve zaman zamanda yazacaklarım buna bir neden. Tahminim Gaziantep'te yaşamaya hazırlanan bir tür insan bu aratmayı yapmıştır. Doğru ya, ne yerler, ne içerler, nasıl yaşarlar, nereye gidip nereden gelirler, yollar delme deşikken hala belediye neden kavşak süslemelerini yap boza döndürür, bunca park ve bahçe yapmak yetmedi alt yapı çalışmaları yada sosyal ve kültürel çalışmalarda neymiş biz biraz daha park yapalım yayılsın insanlar düşünesindeki insanları merak etmiştir belkide:)

5-Taksiler insanlara nasıl yardım ederler; Bu cümleyi aratan ilköğretim öğrencisi değil ise Allah yardımcısı olsun diyeceğim sadece :) önerim yok.

Bunada yeni rastladım "insanlar nasıl evlerde yaşarlar" :)))) anladığım kadarıyla yalnızca insanlar uzaylıları merak etmiyor, uzaylılarda insanları merak ediyor baksanıza :))))))))

25 Şubat 2008 Pazartesi

KUTU KUTU PENSE

Kutucuklarım var benim, atmaya kıyamadıklarımı istiflediğim. Kapağını bile açmadan öylece kalakalırlar yıllarca dolabın içinde, kilerde, yatağın altında, orda burda. İçlerinde yılların birikintisi, anları ve anıları çağrıştıran eşyaların olduğu renkli kağıtlarla kaplanmış kutucuklarım...
Bazen dalarım içlerine, tek tek incelerim ilk defa görüyormuşum gibi, miyadı dolanları gözden çıkarırım, kıyamadıklarım kalır, birikir, yığılır...

Pazar günü periyodik oda temizliğini biraz derinleştirince açtım kutucuklardan birini. Kimine gülümseyerek baktım, kimine hüzünlendim, kimini hatırlamak istemedim, kimine dokunmak bile gelmedi içimden.

İçinde kokulu yaprakların barındırdığı sandukçayı açtım önce, üzerinde siyah beyaz eski İstanbul resmi vardı, hüzünlendim epeyce..

Takma kirpiklere rastladım :) yok canım öyle gözlerinizi açmayın kocaman :))) Bir zamanlar sahnelerdeyken ben :) kullanmam gerekti. Ç. Tiyatrosunda yer aldığım bir oyundan kalma hatıra. Bir çift siyah uzun kirpik, bir daha kullanmayacağımı bilsemde kıyamadığım. Bir garip oldum, alkışları duydum sanki yeniden...

Kullandığım ajandaları atamama hastalığıma gülümsedim. Ajandaları karıştırdım, geçmiş günlere gittim notlara baktım şöyle bi. Yine gözden çıkaramadım yerleştirdim yerine. Nereye kadar biriktirecem onları bilmiyorum :)) Çöp ev diye haberim çıkarsa şaşırmayın sakın.

Kamu Maliyesi kitabıma bile kıyamamışım buyrun burdan yakın, ne işime yarayacaksa :)) Neyse kalsın biraz daha, henüz yeşillenmediğine göre küflenmemiş demektir, kokmuyodu da :))

İlk cep telefonum hala duruyor. 1996 yılında bir teknoloji harikası gözüyle bakılan cep telefonum dana kadarmış meğer:))) Bi ara resmini çekip sergilemek istiyorum. Çalışıyormu acaba hala :) Bunu hiç atacağımı zannetmiyorum bakmayın öylee :))

Liste epeyce bir uzayıp gidiyor, bu defa hiç bişey atamadım, eleyemedim, yaşlanıyormuyum ne :))))

5 Şubat 2008 Salı

KIRMIZI ÇUF ÇUFA VEDA

Ayrılık ne zor.. Gariptir ki, ben sevmediğim insanlarla hatta nesnelerle bile ayrılırken bir derece ızdırap duyarım, her ayrılık bir vurgun gibi beni kısmen sarsar.
Bugün kırmızı çuf çuftan ayrıldım. Vedalaşmadık. Kısa sürdü ve acısız oldu herşey.

Buraya geldiğimden beri bana eşlik etmişti. Onu kabullenmem zor olmuştu ama kısa sürede alıştık gitti birbirimize. Kah yolda kaldık, kah toz bulutu olduk yollarda onunla, kar kış kahrımızı çektik birbirimizin. Ve son vazifesini de yaptı, sessizce trafiğe karıştı gitti.

Emektar sarı çuf çufuma geri döndüm bugün. Onu ihmal ettiğimin farkında olarak hasret giderelim dedim, yola çıktık yolda kaldık :) Arkamızda kırmızı çuf çuf vardı neyseki. Bize can verdi aküsüyle, son vazifesinide yapmıştı, yolumuza devam edebildik böylece. Hüzünlüydük hepimiz radyo bile bir başka telde çalıyordu bugün.

Özlemişim sarı çuf çufumu, birbirimize yeniden alışmaya çalıştık bir süre.
O da mahzundu. Nede olsa yoldaşını uğurlamıştı. Az mı yanyana vakit geçirdiler koca 1,5 yıl. Sonuçta kırmızı çuf çuf artık ellerin olacaktı. Al yazmalım, kara yazılım al çuf çufum.. :(


Hüzün içinde yaşanan mutluluk, Oğuzeli (Gaziantep ilçesi) yolunda kış ayında yaşanan bahara karışmıştı. "İşte bak" havaalanı tabelası dedi sarı çuf çuf. Bensiz geldin gittin bu yolları onca zaman, bak işte şimdi ikimizde buradayız. Kim derdiki ikimizde bu yollarda beraberiz.

Al çuf çufun yaz ayında yaptığı elim kazayla biraz sarsmıştı ve sarsılmıştı ama çabuk toparlanmıştı herşey neyseki. Acısıyla, tatlısıyla vazifesi tamamlanmıştı kırmızı çuf çufun. Ve ben bir kenarda mahzunca bekleyen sarı çuf çufuma kavuştum artık.

Hiç bir şey kararında durmuyor akıp gidiyor. Canlı cansız herşey değişime uğruyor. Bizlerin payına da gidenin ardından uğurlamak düşüyor bazen. Güle güle kırmızı çuf çuf yolun ve farların açık olsun, seni unutmayacağım :(

21 Ocak 2008 Pazartesi

DOĞUMGÜNÜM-MÜŞ

Doğumgünü kavramını önemsemeyenlerdenim. Sağolsun eşler dostlar hatırlayıp kutlayınca, evet yahu ben bugün doğdum ama bugünle yarın yada dün arasındaki fark ne olaki diye düşünüp geçiştiririm genelde. Süpriz partilere hayır demem tabi ki :)

Bu yıl doğumgünü kutlama planlarını reddettim. Kutlamayacağım. Duyum aldığım süpriz kutlamaları ise kibarca geri çevirdim.
Bugün benim doğum günümmüş,
Umursamıyorum.
Bu yıl geçmişi anacağım.
Yaş ilerledikçe böyle olur diyenleri hisseder gibiyim.
Yok yok ben oldum olası böyleydim.
Doğduğu günü, tanıştığı günü, nişanlandığı günü, evlendiği günü kısacası yıldönümlerini hatırlayıp ve o günü bir şölen havası haline dönüştürenlere hep gıptayla bakarım.
Napayım ben öyle değil böyleyim. Kova burcunun en gerçekçi olanlarındanım.
Nasılda acımtrakbir moda girdim hemen:)
Eski halime döneyim çabucak:)

Bir önceki doğumgünümü hatırlıyorum. Eş dost ile geçirdiğim doğumgünlerinde tercih ettiğim taze frambuazlı pastanın (belki fotosu çekilmiş 40 frambuazlı pasta vardır arşivde, bir tanesi yukarda) gına getirmesi nedeniyle, bir sonraki doğum günümde, ev yapımı kremalı incirli kek yapılmasını vasiyet etmiştim:) Sağolsunlar yerine getirmişlerdi geçtiğimiz yıl.
İşte o kek, incirli kek. İncirli keke bayılırım, özellikle kremasına.. Süslü püslü görüntüsü yoktur ama lezzeti harikadır. İncirli keki bilenler, neden frambuazlı pastadan vazgeçtiğimi daha iyi anlarlar :)


İncirli kek sonrası almış olduğum, ilk boncuklu hediye, hatta kullandığım ilk ışıltılı nesne. Hediyelerimden birisi kırmızı terlik, 39 number ayağıma olurmu olmazmı diye biraz endişe etmişler ama neyseki korkulan olmadı :) Üzgünüm arkidişlerim, bu boya bu ayak normal diyen sizsiniz :)



İncir, tarçın, ceviz üçlüsü birleşince enfes bir tat ortaya çıkıyor. İçi dışı yağ dolu hazır pastalardansa tercihimi kesinlikle ev yapımı pastalardan yana kullanırım.


Bu yıl ki pastamı ve hediyelerimi kimbilir belki de seneye anlatırım. İçimden bu defa böyle geldi, Ne yapayım ben böyleyim...

17 Ocak 2008 Perşembe

KEDİCİKLERLE YAŞAM (II)

Ne olurdu kedim olsa, şu yaralarımı sarsa, bıktım artık kedisizlikten diyenler (aa bu şarkı böyle değilmiydi yoksa:))) bu postu muhakkak okumalılar.
Bir kedi insan yaşamını değiştirebiliyorsa, iki kedi napar onu henüz yaşamadım amaaa şimdilik. Ben Tiger la yaşamaya başladıktan sonra yaşamım oldukça değişti. Belkide bana aşırı bağımlı bir kedi olmasının etkisi vardır.
Kedi beslemek düşüncesinin ilk aşaması, karar aşamasıdır. Bu aşama için evsel, insansal ve çevresel faktörler çok önemlidir. Elverişli olmayan bir faktör hem kedi için hemde sizler için yaşamı terz yüz edebilir. Çünki kediler kendi kararlarını uygulamakta ısrarcı olup sizin kararlarınız onları asla enterese etmez.
Bu duyguyu anlatmayı düşünmüyorum, o kadar zor ki..... Ben Tiger'ı anlatmaya karar verdim, duygu kısmını size bırakıyorum. Ne duyduğunuz size kalmış:)))))
Tiger, yani benim biricik kedim, klasik kedi normlarına göre birazcık farklı davranışlar sergilemekte diye düşünüyorum.
Miyavlamamasından anlamalıydım ilk başta:)


Mama isteyeceği zaman maaaaa sesi çıkarır. Mama kelimesini bilir. Evdekilere bunu ıspat etmem zor olmadı. Uyurken bile mama istermisin dendiğinde maalayarak hatta meeliyerek heyecanlanır ve mama kabına koşarak gider. Şaka yapmaya gelemez, aksi halde bu yeteneğini kolay kaybeder.

Tiger tam bir insanseverdir, kedilerden pek hoşlanmaz, evimize misafir olarak gelen yavru kedi karşısında Tiger'ın şaşkın bakışlarını gizleyemediği anlar yukardaki resimde:))

Top oynamaya bayılır. Top oynarmısın Tiger dendiğinde, hemen evin orta yerinde kulaklar dik patiler bir adım önde pozisyon alır ve topu atmanızı bekler. Top, kırıştırılmış küçük bir kağıttan yapılmıştır. Bulunduğunuz yerden topu uzağa atarsınız, bir kaleci misali yükselerek karşılar ve onu ağzıyla koşa koşa size getirir. Bu oyunu dakikalarca oynamak ister. Top önünüze kadar gelmiş ve siz kazara tv ye dalmışsanız cırtlark bir meeeee sesiyle uyarıda bulunur.
Kucağınızda uyumasını istediğinizde gel gel gel Tiger dediğinizde koşarak nerede olursa olsun gelir kucağınıza yerleşir.

Hayır Tiger, komutundan hiç hoşlanmaz, gerilenerek üzerinize atlar, güldüğünüzde bu saldırılar daha sert olarak tekrar eder:)

Whiskas mama haricinde yediği şeyler çok azdır. Ülker çikolataya bayılır, hani kırmızı kabın içinde tane tane olan varya ondan. Başka marka sunduğunuzda koklamaya bile tenezzül etmeden geri döner gider. Antep baklavası, şöbiyet, fıstıklı burma kadayıfı, şiş kebap, haşlanmış tavuk göğsü, tavuk ciğeri, ton balığı yedikleri arasındadır. Bunlarda küçük parçalara bölünmelidir. Yağ, deri, kıkırdak, ciğer, kıyma et, sert et, çiğ et asla yemez.

Kimselere kendini ellettirmeyen Tiger haplarını, ilaçlarını uslu bi şekilde yutar, içer. Hemde homurdanarak. Bilir ki eninde sonunda onları yutacak.

Saklambaç oyunu sevdiği oyunlar arasındadır. Bu oyunun kurallarını bilmeyen zarara uğrayabilir. Siz yorulursunuz, onun küçücük bedeni yorulmaz.

Market dönüşleri heyecanla bir o poşete bir bu poşete doğru koşar, onun sevdiği yiyecekler alınmışsa hemen ikram edilmelidir, yoksa gerilebilir. Helede paketlerden Whiskas yaş mama çıkarsa değmeyin keyfine. Her dışarı çıkışınızda sizi hemen kapının arkasında özlemle bekleyecektir.


Yasak bölgelere asla girmez, kiler gibi, banyo wc gibi, mutfak gibi. Evde kimse olmasada mutfağa güvenle yiyecek bırakılabilir.


Tuvaletini, kumu haricinde başka bir yere asla yapmaz. En azından şimdiye kadar hiç vukuatı olmadı.

Yaramazlık derecesi arttığında, artık çığırdan çıkmışsa onu bir tek kolonya korkutabilir. Annemin en sevdiği komut budur. Tiger çiçek yapraklarını bir yandan anneme bakarak okşarken, annem, Tiger kolonya geliyo der demez fırtına olur odasına koşar. Bunu tekrarlarsa kolonya şişesinin kapağını açmakla, daha ilerisi bulunduğu yere bir damla kolonya damlatmakla olayı kökünden halletmiş olursunuz.

Çoğu kedi çiçeklerin dibine tuvaletini yapmaya kalkışır biz bu sorunu çiçeklerin dibine portakal limon kabuğu koyarak çözmüştük. Çünki turunçgiller Tiger ın gözünü kamaştırır yaklaşamaz.

Gece ışıklar söndüğünde uyku moduna geçer sabaha kadar insanlar gibi uyur. Uyanma süresini aşarsanız dolapların kapağını açıp içine girmekle tehdit eder. Velevki uyunmadınız, uyandığınızda dolabın içinde askıların üzerinde sizi oturarak bekler.

En zor anlarınızda bile yanınızdadır. Hiç bir menfaati olmadan, riyasız, masummane, müteşekkirane. Gözyaşlarınızın tüylerini ıslattığı anlarda bile o size sizi koklayarak cevap verir mırıldayarak. Gözlerinizin içine bakar taa en derinlere. Konuştuklarınıza nağmelerle cevap verir her defasında. Yumuşacık tüylerini okşadığınızda hissettiğiniz bu sevgi size cennettede benimle ol emi kedicim dedirtir.

Daha ne olsun Nalancığım :)

Sırtına binip kırlarda bayırlarda hop hop gezdirir demek isterdim, hatta bi koşu marketten bir ekmek alıp getiriverir diyebilmeyi, sen evde yokken etrafı toparlayıp yemek yapar diyebilmeyi, yorulduğun anlarda getir götür işleri yapıyor diyebilmeyi:)) Malesef... bol bol keyif yapar, sende keyifle seversin onu. Evde sevimlimi sevimli bir canlı görmek istiyorsan, bununda yaramaz bir tüy yumağı olmasını tercih edersen işte o zaman bir kedicik al derim:)))

13 Ocak 2008 Pazar

KEDİCİKLERLE YAŞAM (I)

Kediciklerle yaşamak emek ister, sorumluluk ister, çaba ister, en başta da kalbin onlara karşı sevgi ile dolu olması gerekir. En önemlisi de insanın kendinden veya kendi türünden başka bir canlıya aşkı yürek ister. Bilmem daha ötesi varmıdır bu sevginin tarifinin.

"Bende severim ama uzaktan" gibi göstermelik sözcükler bu sevginin yanından bile geçmemiştir. İnsan sevdiğini uzaktan sevmez mümkünse en yakından, daha mümkünse aynı evde, aynı odada görmek ister. Hatta ona dokunarak bu sevgiyi gösterir. Bunun da ötesi yoktur, uzaktan sevenlerin! kulakları çınlasın! :))

İnsan dışında bir canlı sevmenin insana, insan olmasına katkıları yadsınamaz. Mamafih:) bu konuya "hayvan sevmek cennete girmeye vesiledir" hadisi ile dinimizde önemini ve mükafatını belirlemiştir.

Gelgelelim evinizde ev hayvanı, özellikle de kedi, köpek barındırmanın bir takım kişilere göre değişen olumlu yada olumsuz yönleri vardır.


Önce olumsuz gibi görünen yönlerine bakalım(Bunlar bir kedisever için asla olumsuzluk değildir)
  • Evinizde bir kediniz var ise aynı evde bir bitkiniz olamaz:))) olsada bitkiye benzemez. Toprakları halıda görebilirsiniz, dilimlenmiş yaprakları ise bir başka hava katar evinize:)
  • Tatile gitmek sizin için işkence haline dönüşebilir. Tabi yanınızda götürme imkanınız var ise o başka. İmkanınız var olup kediniz buna uyumlu değilse -Tiger gibi- o zaman işiniz zor demektir.
  • Evinizin her tarafına homojen olarak dağılan tüyler, gelen misafirler açısından sizi bazen mahçup duruma düşürebilir. Ya da gardolabınızda ki her kıyafetinizde muhakkak bir kedi tüyü vardır, kazaklarınız kırçıllı olmadığı halde kırçıllı hale dönüşebilir bir süre sonra. Eee kırçıllılar bazen moda olmuyor mu:):)
  • Yazın tuvalet kumunu balkona veya bahçenize koysanızda kışın o kum evin içine girecektir. Sık sık değiştirmezseniz davetsiz misafirlere karşı yüzünüz hafif sırıtık bir hal alabilir:)) Her ne kadar da kumun hijyenik, koku çekme özelliği de olsa..
  • Elleriniz tırmık izi olduğunda bunu görenlerin ayyyy ne fenaaa neden izin veriyorsunuz bunaaa şeklindeki acaip tepkilerine cevap bulmanız zor olabilir.
  • En kötülerden biri yatılı misafir olayıdır. Hem yatıya gelip hem size kedinizden dolayı gösterdiği tavırlarıyla eziyet çektirenler olacaktır.
  • Korkan veya korkma taklidi yapan insanların, evinizde bir kaplan besliyormuşsunuzcasına anormal hareketleri can sıkıcıdır.
  • Aaaa bunun evde ne işi var atın bunu şeklindeki tavırlar tüylerinizi diken diken yapmaya yetecektir. asıl senin burda ne işin var dersiniz ama içinizden:)
  • Ay bide buna mama mı alıyosunuz yazık ne masraf diyenlere, yahu sen etleri otları löpür löpür götürürken bu minnacık kedinin yediği mi gözüne batıyor, hem sen mi alıyosun der gibi olursunuz ama diyemezsiniz:))
  • Kedi kılı ciğerine saplanır, hasta olursun gibi batıl inanışlara karşın kedi tüyünün hastalık yapmadığı, aşılamanın önemini, bahsedilen hastalığın riskinin kedilerden çok insanlardan veya başka şeylerden bulaşma riskinin daha fazla olduğunu anlatırsınızda yine döner dolaşır yok yok yinede tüy bu beynine gider der ya işte o zaman gözleriniz döner döner öylece kalakalırsınız.
  • Erkek arkadaşınızın, sevgilinizin, nişanlınızın ilk tepkisi şu olabilir, "lütfen bak ona dokunmayacaksın, elini sürme, söz ver bana". Ona vereceğiniz tek cevap "yahu sen git önce kendi elini yıka sanki kediden daha temizsin":)). Bir kedi bir erkekten daha temizdir kalıbımı basarım:)))
  • Aklıma gelen en komiği ise kedinizi şapır şupur öperken, görmez yanınızdan annenizden gelen sağ yada sol kroşe bir darbe ile sarsılabilirsiniz:))))))
  • Aşı zamanlarında onu taşıma çantasına koymak için fellik fellik kovalayıp çantasına güç bela koyduktan sonra vet hekime götürmek sonrasında aşısını pıhlaya gurlaya tıslaya yaptırmak bir saatte binlerce kalori kaybetmenize neden olabilir.
  • Kızgınlık döneminde çıkardığı seslerden etrafa duyduğunuz mahcubiyet ise bir başka olur.
  • Misafir çocuklarının kedinizi rahatsız etmesini istemezsiniz, uyardığınız halde uğraşmaya devam eden çocukların tırmık izi ile annelerine ağlayarak geri dönmelerine mani olamazsınız bazen:)))
  • Ay bari cins kedi besleseydin bu ne düm düz kedi diyen ırkçılar da çıkacaktır. Yapacağınız tek şey sakin olmaktır:)
  • Bu maddeyide siz ekleyin......

Pek tabi ki gülü seven dikenine katlanır. Bazen bir takım olumsuzluklar sizi kedinizle birlikte ıssız bir adada yaşamı tercih etmenizi aklınıza getirebilir. Neyseki, onun yumuşacık tüylerini okşamak bile herşeyi unutturuyor. İyi ki kedim var. İyi ki o Tiger.

8 Ocak 2008 Salı

GERÇEK BİR HİNDİSTAN MASALI

Hindistan'lı bir aileyi ziyaret etmem için sevkedildim. Biliyorum biraz tuhaf bir giriş oldu ama uzun hikaye olduğu için olayın özüne bir an önce gelmek istedim. Bu aile müslüman hintli bir aile idi. Yemeğe davetli olduğumdan biraz endişeli yola koyuldum. Bu yemek eğer benim tahmin ettiğim türden ise aç kalmak bir yana çokda ayıp olacaktı. Daha kötüsü durumun en endişe verici yönünü de yolda öğrendim. Evin genç ve güzel hanımı, benim ümit ettiğimin tersine, kendi dilinden başka tek kelime bile başka bir dil bilmiyordu. Dehşete kapılmıştım ama muhakkak ingilizce bir kaç kelime biliyordur canım diyerek kendimi teselli ettim. Eve ulaştığımda geleneksel hint kıyafetli evsahibem beni karşıladı. Gerçektende saçları ortadan ayrılmış esmer güzel bir kadın karşımda duruyordu, kollarında bir sürü renkli bilezik alt üst kıyafeti parlak ve başında shawl yani şalıyla. Nasıl selam vereceğimi şaşırdım önce, sonrasında ortak yönümüzün müslüman oluşumuz olduğunu hatırladım ve selamun aleyküm dedim, ileriki dakikalarda ki anlaştığımız tek kelimenin o sözcük olacağına inanmak istemeyerek.
Beni ayrı bir odaya aldılar. Yer minderlerinden ve etrafta hintlileri anımsatan eşyalardan oluşan bir oda. Oturduk, ümitlerim tükenmemişti hala, hal hatır cinsinden sorular sordum yok yok gerçektende tek kelime Ingilizce bilmiyormuş. Sessiz sinema yöntemiyle anlaşmayı denedik daha başarılıydı:)) Süper bir fikirdi farzedin ki duymuyoruz ve konuşamıyoruz ama biz sohbeti koyulaştırmıştık bile.
Derken bütün insanlığın en ortak yönü olan yemek faslı geldi çattı. Bunuda atlatırsam veda bölümüne ramak kalmıştı:)))) Yer sofrası açıldı. Oda ilginçti, ben buralarda göremedim öyle bişey. Mutfak havlusunun büyük boyutu, ama naylon olan sofradan bir kullanımlık koparıldı ve yere serildi. Çizgili bişey. Ve ikramperver evsahibem tabak tabak yiyecekler taşımaya başladı. Yardım teklifimi reddetti. Sofra tamam olmuştu ve korktuğum başıma çoktan gelmişti. Bir kapta ezilmiş kahverengi tanımlayamadığım bir yemek. Diğer kapta pilava benzer ama içinde acaip maddeler gördüğüm bir başka yemek. Ve diğer hatırlayamadıklarım:)) Bayıldım zannetmeyin canım durun sizde aaaaaa. O kadar ki içecek olarak sunulan ne ayrana ne süte benzeyen içecek bile pembeydi:))
Bir ondan bir bundan güç bela yemeye çalıştım dost hatırına ama bir de bana sorun fear factor e katılmakla eşdeğer olmasa da benzer vakıaydı:)) O pembe içecekten de içtim bu arada :)) ne olduğunu soramadığıma mı yanayım, ne yediğimi bilmediğime mi..
Evsahibemin o canhıraş yakın davranışları benim için her şeye değerdi gerçekten ama gelin görünki yemek faaliyetimiz olmasa daha iyi olacaktı. Pilava benzettiğim yemeği kaşık kaşık yemeye çalışırken içinde rastladığım siyah zeytine benzer tortulu hatta dikenli tırtıklı gibi bir maddeye rastlayınca duraksadım. Sormaya çalıştım anlamak ne mümkün. Kadıncağız eline aldı anlatmaya çalıştı ve sofranın bir kenarına koyuverdi. Tokum, midem rahatsız vs vs şekilde anlatımlarla çekildim sonunda yemekten. Ama o siyah maddeyi unutamıyordum, ne ola ki, ot değil, baharat değil, patlıcan değil, hiç bir şeye benzetemiyordum. Türkçede değil dil olarak görüntü olarak bile yoktu karşılığı:)))
Sofra toplama zamanı.. Sizce bir Türk bu kadar ikram karşısında sofra toplamaya yardım etmez mi. Eder tabi hatta bütün engellemelere ve ısrarlara rağmen. Sofradan aldığım bir kaç tabağı mutfağa doğru götürmeye koyuldum. Mutfağın kapısındayız ben ısrarla içeriye bırakayım diye direniyorum kadıncağız kapıda elimden almaya çalışıyor ama kazanan ben oldum ışık yandı ve ben gördüğüm manzara karşısında oracıkta kalakaldım, kabus olmalıydı bu :)))::))):((:)))!!!???!!!@&&:)
Tezgahın üstünden kaçışan karafatmaların sayısı siz deyin yüz ben diyeyim bin, abartıyorum tabi:)) sayamadım bilmiyorum bu kadarını bir arada hiç görmemiştim :) Hemen kendime geldim tabakları nasıl bıraktığımı bilmiyorum. Odaya döndüm. O siyah maddenin gördüklerimden biri olmaması için dua ettim yapacak tek şeyim buydu. Bir süre sonra misafirliğimi sona erdirdim.
Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen zihnimde hala o pilavdan çıkan siyah maddenin ne olup olmadığı hususunda gördüklerimden sonra şüphelerim dinmedi. Yıllardır da bu şüphe iyi yönde gelişmiyor:)
Umarım yanılıyorumdur:)))))
Sabırla okuduğunuz için sizi kutluyorum:)) Finali iyi bitirmek isterdim ama kader burada da ağlarını çoktan örmüştü bile üzerime:))):)

1 Ocak 2008 Salı

ARIZA


İşimi soran insanlara ne iş yaptığımı anlatmak hep zor olmuştur benim için. Şimdi çalışmıyorum bu defada ne iş yapmıştını açıklamak daha zor oldu. "Yazılım" kelimesini duyup ne yazı yazıyorsun diyene, sen şimdi bilgisayarın her şeyinden anlıyorsundur diyene, ya ben bi bilgisayar alacam nasıl bişiy alayım diye soranlara alıştım artık. Bilgisayar kelimesinin ne kadar evrensel ve global bir kelime olduğuna ise burada kanaat getirdim. Yani Antep’e döndüğümden itibaren olay çığrından çıktı, beni bilgisayar tamircisi ilan eden apartman ahalisine laf anlatamadığımdan artık teknik servislere çıkmaya başladım. Bu daha geniş boyutlara ulaştı dışarıya da hizmet vermeye başladım. Bilgisayarın da her türlü sorun yaşayan bana koşuyor. Bu aralar en sık aldığım işler modem kurma, internet ayarları, web cam kurulumu, adsl sorunları. Virüs, Windows kurma, anakart arızaları daha sonra sıralanabilir. Telefonla destek ise 24 saat hizmete açık:) Allahım ben nasıl kurtulacağım bu durumdan. Teknik eleman olarak bölgeye hizmet vermekteyim. Yüz ifademden olayı anlamak istemeyip direnenler, hem bi kahve içeriz, kek börek ha ne dersin, bak kediyide seversin:) Kıramıyorum ama bu böyle gitmez ya hayırlısı. Görüyorsun dimi Lavantin beni en hassas noktadan vurmaya çalışıyorlar:)
Bloguma internet sorunundan dolayı resim ekleyemediğimi söylesem vazgeçerler mi acaba…?????

24 Aralık 2007 Pazartesi

BAYRAMDAN SONRA

Oh be sonunda bayram bitti. Bir yıl sonra Allah Kerim. Bir daha ki Kurban Bayramını evdeki etseverlerin beni bezdirmesi nedeniyle uzakta biryerlerde geçirmeye karar verdim:) (Bu kararı hep alıyorum ama tilkinin dönüp dolaşacağı yer yine kürkçü dükkanı misali koşa koşa eve geliyorum)
Verdiğim bir kaç kiloyu tez zamanda alırım umarım. Bayram da giydiğim ceketin içine düşüp, eteğin yerlerde süründüğünü görünce biraz süzüldüğümü anladım.
Nasıl bayramda zayıflanır diye merak edenlere şunu söyleyebilirim; çiğ etleri bir arada görünce dönen başım bir kaç gün dönmeye devam etti. İkinci gün ise etler yerlerine ulaştı biraz daha rahat bir şekilde şöyle bir kahvaltı yapayım derken sofraya oturmadan önce balkon kapısının perdesini aralayıp gökyüzüne bakmak isterken gördüğüm o manzara beni kahvaltıdan da mahrum bıraktı. Benim neyime dışarıya bakmak. Balkonda duran kelleyle gözgöze gelince benim için ikinci gün de yalan oldu kaba tabirle:) Öyle böyle kazasız belasız çok şükür bayram sona erdi. Nice bayramlara bana ve size..
Bugün kendimi dışarıya attım, iyide geldi. Bayram etkileri hala sürüyordu etrafta, hatta yılbaşı çalışmaları başlamış hararetle şehirde. Telefonuma gelen bayram indirimlerini yoklamak amacıyla mağaza gezdim bir süre. Alışveriş merkezine girmek üzereyken kapının önüne konuşlanmış elinde gazetelerle entel görünüme yakın bir genç yaklaştı. Selam verdi ve elindeki engelliler yararına sattığı gazeteyi uzatınca geri çeviremedim. Ayaküstü kısa muhabbet merak ettiği üç beş soru gülümsetmeye yetti. Hocam buralımısınız sorusunun cevabı hayır dı. Peki öğretmenmisiniz hocam. Yine hayır. İşte o soru :) bir adım geriye attı ve ayaklardan yukarıya şöyle bir süzdü. O zaman bakacak olursak siz manken olmalısınız abla:))))) Uzun ömürlü ol çocuk bastım kahkahayı:)))
Alışveriş merkezi çıkışında karşı yola geçtim. Beni karşılayan bir teyze bir şeyler anlatmaya çalışıyor algılayamıyorum. Yanındaki genç bayan olayı özetledi. Brillant mağazasında nevresim ucuzluğu varmış ama her bir müşteriye ancak bir tane satıyorlarmış ikinciye izin yok:)) Eee.. Şu parayı alsanda kızım bir tanede sen alsan pembe yada mor olanından:)) Yahu bu Antep insanı ne hoş. Yolda yürürken rastladığım en komik talep. Acaba kamera şakası falanmı dedim ama karakterler çok gerçekciydi. Kendimi Brillant mağazasında pembe nevresim seçerken buldum, teslim etmek için dışarıya çıktığımda binbir dua minnetle karşıladı teyze beni. Ne önemliymiş. Ama önemli olan bir şey vardı benim için teyzemden aldığım dua. Uzaklaşırken bile hala sesi geliyordu Allah ne muradın varsa versin kızım Allah....
Bir kahkaha daha attım kısa günün karı:))
Birde BİM nostaljisi yaşamak istedim ve girdim Bim'e. Orada her zaman çikolatalar taze olur. Özelliklede temel gıda maddeleri. Arada promosyon malzemeler gelir. Bir zamanlar Çapa'da Bim'e gelen promosyon okey takımını yüklenip gelen ev arkadaşım, bir süre sonra Tavla gelmiş onuda sen alacaksın diye psikolojik baskı yapmıştı:) hala gülerim.
Eve döndüğümde hava kararmıştı, kapıdan girişimle Tiger meeeleyerek geldi poşetleri bir bir gözden geçirdi. Tiger miyavlamasını bilmeyen bir kedigil. Mii sesi mee sesi ve maaa sesi çıkarabiliyor sadece :) İnsanımsı kedim benim.

Not: Son zamanlarda bir türlü resim ekleyemiyorum bilgisi olan varmı ki?



15 Aralık 2007 Cumartesi

BİR AVRUPA YAKASI VAKIASI

Hani hayatınızda hep gülümseyerek hatırlağınız tipler vardır. Tanımaktan ve aynı zemini paylaşmaktan memnun olduğunuz ve onu sonradan anladığınıza inandığınız her aklınıza geldiğinde de başınızı yana sallayarak gülümsediğiniz.
Ferah Güneri ... Kolay kolay rastlanamayacak o adam.
2002 nin şubatı. İş görüşmesini yaptığım ama kim olduğunu ilk başlarda çözemediğim kişi. Yeşil papyonlu, yeşil desenli gömlekli, pantolon askısı ona uyumlu yeşil gözlü 35 yaşlarında gözümde yeşil tonlarda kalan yeşil adam.
Siyasetten ve siyasilere danışmanlıktan, Ankara'nın koyuluğundan sıyrılıp Istanbul'a adapte olmaya çalışıyordu o dönemler. Görevi, köklü bir firmaya kurumsal kimlik kazandırmak, yeniden yapılandırmak, çöküşe geçen başarısını disipline ederek artırmak.
Ve bu göreve çalışanlardan başlayarak ilk işi şirket ortaklarının yakınlarını şirketten onun tabiriyle kurumdan uzaklaştırmak ve yine onun tabiriyle yepyeni vizyonlu kurum vatandaşları oluşturmak kısacası kendi ekibini kurmak. Hey gidi günler hey.
Onu anlamak yıllarımızı almıştı biz kurum vatandaşlarının. Helede mesai vaktini bir dakika bile geçirdiğimizde uyguladığı cezai müeyyideler karşısında onu bütün gün internet başında chat yaparken görmek bizi çileden çıkarırdı. Aldığı maaşı ise görünüşte yaptığı işe göre astronomik boyuttaydı buda bizi çileden çıkarmaya yeterdi.
Kapı eşiğinden konuşmak maaştan %1, gecikmek %3, sık sık lavaboya giderek görevi ihlal etmek :)%.. gibi kesinti uygulamaları tarihte başka bir kurumda görülmemiştir muhakkak.
İlk zamanlar onu hiç anlayamamıştım. Gururu tavan yapmış ben için boyun eğmek hiç de kolay olmayacaktı. İş konusunda gurur olmayacağı helede uzman olmanın yerleri bile paspaslamaktan geçtiğini staj üzere gelen Bilgisayar Mühendisi üzerinde uyguladığını görünce teslim olmaktan başka çare kalmamıştı:)
Yapılan basit yanlışların bile bedelini belki bu kadar ağır ödetme yolu çoğu insana ters gelebilir ama yetişmek için helede zaman kısıtlıysa hiçte yanlış olmadığını anlamak kolay olmadı benim için. Zamanla yaprak dökümü başladı bir iki üç.
Bir sabah şirkette gitarıyla hazırolda bekleyen uzun saçlı vatandaşı görünce şaşırmadım tabiki, olsa olsa bu onun işiydi. Akşam barda dinlediği solisti beğenip sabah kurum vatandaşları çalışırken onlara mini bir konser versin diye bu adamı kolundan tutup getiren ancak o olabilirdi.
Bana bilmem ne bakanını, milletvekilini bağla diye diye çileden çıkardığı ve kaçırdığı sekreter sayısını hiç hatırlamıyorum.:))
Kırac'ın " Kan ve Gül" şarkısını dönüp dönüp, günlerce hatta aylarca milyonlarca kez son ses dinleyip, tel görüşmelerimizi eziyete çeviren ve de nakarat kısımlarına bed sesiyle eşlik eden başka birini tanımıyorum:))
Bir kez dahi dahili telinizi kaçırmanız karşısında onbinlerce doları kaçırmamıza neden oldun baskılarıyla bir anda her bir bireyin doğumgününü itinayla bir araya gelip kutlarken havalarda dolaşan telefon seslerine aldırmayıp kendi kanunlarını yedire yedire hakimiyetini kabul ettiren tek adam.
Aylarca ödemediği ev kirasının birikip birikip ev sahibi kadının baskınıyla sonuçlanan sırpsındığı pardon şirket faciasıda başka bir hadise::)))))
Sekretere kargo konusunda sıkı sıkı tenbih edip buna rağmen sekreter kızın müşteriye giden malzemelerle, bizimkinin sevgilisine giden son derece özel hediyenin karışması bir başka bomba etkisi oluşturmuştu kurumda:))) Bide müşteri tanıdık olmasa neyse:)))
Toplantılarda Whiteboard' e çizdiği şekilleri, anlatımı, bakış açısı hiç anlam veremezdik, herkes bir boyuttan bakarken olaya nasıl olurda bu kadar farklı bir bakış açısı olabilirdi. Şimdi daha iyi anlıyorum onu.
Toplantı odasını simsiyah boyattığını hatırlıyorum. Toplantıya gelenlerin yüz ifadelerini unutmuyorum. Kapı kolundan tutunda halılara masa saldayyelere kadar simsiyahtı jaluzi bile. Nedeni; toplantıda sadece kişinin barizleşmesi, yalın olması, fikirlerin dağılmaması kısacası odak noktanın kişi üzerinde toplanması, duyulmuşmu böyle bişey pes doğrusu. Sorgu odalarında olmazmı bu filmlerde görürüz.
Background, knowhow çok önemliydi onun için. Şiir yazardı bol bol ve dinletirdi bana sonuna kadar. Şiiri sevmem ama bu daha beter bişey anlayamadığım anlamlar belkide anlaşılmasın diye yazılan ifadeler.
Gelmesine uzun zaman olmamasına rağmen istanbul'u iyi keşfetmişti. Arkadaş gruplarıyla iyi mekanlara takılır brunch lar yapardı. İtalya'dan gelen ayakkabılarını sık sık gösterir bana da ayakkabını çıkarırmısın bi diyerek şaşkına çevirip evettt bi hatun hotiç giymeli derdi. Bunu yapabilende ancak sıradışı bir yönetici olabilirdi..
Böyle giderseniz evde kalacaksınız diye geleceği bile görebilmişti bir kahin misali:))
Onun azmi, hiç yılmaması, sürekli planlar programlar yapması, evliliği bile gündem konusu yapıp kimler olabiliri oturup değerlendirmemiz ne günlerdi.
Onu daha başka türlü anlatmak isterdim ama hep komik yönleri aklıma geldi gece gece ancak bu kadar olur. Uyku bi yandan. Açıkçası böyle bi adamdan en az bir sezon Avrupa Yakası malzemesi fazlasıyla çıkar üzerine gidilse. Zaten de köprünün hemen aşağısı Avrupa Yakası Şişli tamamıyla uyuyor adrese:)