27 Ekim 2009 Salı

SCRABLE UPWORDS

Önce Upword sonrada Scrable manyağı oldum, çok fena. Bilge kişi Prison Break insanı Wentworth Miller'in de en sevdiği oyunun scrable olduğunu öğrenince bir parça daha sevdim bu oyunu:)

Neden scrabel yada upwords oynayayım diye düşünecek olursak;

stres atıp düşünce dağıtabileceğiniz en zararsız ortam derim,

alzheimer olma riskini azaltabileceğiniz ve dostlarınız bu riski taşırken kendinizi daha emniyette hissedersiniz derim,

kelime hazineniz gelişir Türk dilinin yaygın kullanılan kelimelerden ne kadar fazla içerik oluşturduğunu öğrenirsiniz,

okey, tavla gibi son derece boş ve hammaliye oyunların gereksizliği bir kez daha hisseder ve vakit kaybından öte bişeye yaramadığını idrak edersiniz,

http://www.birmilyon.com/ sitesinden üye olarak günlük sınırlı sayıda ücretsiz oynayabilirsiniz derim.

neden oynamamalıyım için sadece bir kaç neden buldum,

müptela olup ayağınızın uyuştuğunu hissetmeyene kadar başından ayrılmayacaksanız hiç başlamayın derim,

geceleri bile rüyanızda kelime düşünüp harf yerleştirmeye çalışıyorsanız bu işe girişmeyin derim,

oyunu nette oynamayıp, manuel olarak aile efradı yada arkadaşınızla oynayacaksanız ve asayiş için yanınızda türk il kurumu sözlüğü bulundurmadan ve süre sınırı koymadan hiç başlamayın derim.

25 Ekim 2009 Pazar

PİSİCİĞİM

Herkesler uyumuşken şu blogları birde ben kontrol edeyim bakalım. Hmmm Yass evlendi diye Jaws'ı ihmal etmiyordur umarım, Boncukçu Minnoşla ne durumda acep, Melek bu nefis mamalardan pisisine de ayırıyormudur ki, resimdeki Umar mı yahu! ne komik görünüyor...
Hofffff yakalandımmmm!!

15 Ekim 2009 Perşembe

EVDE CEVİZ SUCUĞU YAPIMI

Evde ceviz sucuğu yapmak aslında çokta meşakkatli değilmiş. Biraz cesaret, biraz gayret bir de malzemeler bir araya getirince hem ekonomik, hem hijyenik, hem çok zevkli en önemlisi de lezzetli bir sonuç ortaya çıkıyor.


Benim ilk defa yapımına şahit ve dahil olduğum yöresel deyişle şeker sucuğu yapmak güzel bir deneyimdi. Fıstık ve fındık kullanılarak da yapılsa da benim tercihim cevizliden yana.

İçindekiler:) Ceviz (kurumamış, kuruysa nemlendirilmiş), üzüm pekmezi, su, az miktarda şeker, kabartma tozu, nişasta, un.
Malzemeler:) İğne, iplik ve askı. Taze cevizler kırılır ve bir kanadı (çeyrek) ipe dizilir. Cevizler kuru ise nemlendirilmelidir ki iğne battığında kırılma olmasın.Evde bu işlemleri yapmanın en iyi yöntemi cevizleri askıya bağlamaktır. Bağlanan cevizler kuruyana kadar bir kaç gün bekletilir.
Cevizler kuruduğunda batırma işlerimin yapılması için pekmez sulandırılarak kıvamı ayarlanır ve kaynatılır. Diğer taraftan nişasta, un, şeker, kabartma tozu (yumuşak kalabilmesi için) sulanmış pekmezden ayrılan soğuk kıvamla özleştirilir. Ve yavaş yavaş kaynayan pekmeze aktarılarak hızlı hızlı karıştırılmalıdır.
Köpürmeye başlayan kıvama aşama aşama karışım aktarılmalıdır aksi halde taşabilir.
Pelte kıvamına gelene kadar pişirilmelidir.
Dibine tutmaması için derinden ve homojen karışım sağlanmalıdır.
Köpüğü mutlaka tatmalısınız bu ayrı bir lezzettir. Hatta köpükten yapılan beyaz sucuk vardır ki kol kuvveti gerektirir ve evde yapımı sanırım henüz denenmemiştir:) İşte en zevkli tarafı; cevizlerin kıvama batırılma anı. Cevizler kıvama sıcak sıcak bir kaşık yardımıyla batırılmalıdır.
Bu işlem asıldıktan bir süre sonra bir daha tekrarlanır. Çift kat batırılma sağlanır.
Batırma işleminden sonra damlalar azalana kadar kıvam üzerinde, damlalar tamamen bitene kadar da başka bir kap üzerinde bir süre daha bekletilir. Balkona asarak kurutabilirsiniz, yağmur tehlikesine karşı içeride çamaşırlıkta da kuruyabilir. Askılar mandalla sabitlenmelidir ki kaymalar oluşmasın.
Kurutma bir hafta devam eder sonrasında yemeye hazır ve nazırdır.

Dip Not: Evde bir patiniz varsa bu işlemler sürecinde bir süre odasında yalnız kalması yararınızadır:)

14 Ekim 2009 Çarşamba

SANKO SANAT GALERİSİ ETKİNLİK

EBRU SERGİSİ

"Sudaki Sanat"

Naile Bozkurt

13 Ekim 2009 Salı Açılış: 17.30

Yer: Sanko Sanat Galerisi/GAZİANTEP

Sergi 13 - 25 Ekim 2009 tarihleri arasında gezilebilir!

26 Eylül 2009 Cumartesi

ENİNE BOYUNA TIGER

Tiger'ı farklı kılan bariz özelliklerinden birisi de; yüz ifadesidir. Hatta bundan etkilenen Tiger'ın çocuk hayranlarının bir kısmı onun konuşabildiğini benim de tamamıyla anladığımı düşünüp "miyav dedi, ne dedi" diye sorarlar. Bende bir güzel uzun uzun tercüme yaparım da nasıl şaşırırlar:) Gerçi o, meramını itina ile anlatır anlamayanı da bizzat çizer. Bu bakımdan her istediği yerine getirilir özenle şımartılır Blogger lardan uzun zamandır Tiger resimleri çok istek alıyordu, o yüzden bu post tamamen ona ait. Gündüz uyku dilimlerinden kesitler aldım bol miktarda.
Durumdan biraz rahatsız oldu, memnuniyetsizliğini belirtti ama vazgeçmedim. Yüzünü gizledi hala oradaydım.
Pes etti, sonunda uykusu kaçtı. ve pusu kurma oyunu için start verdi. Neyseki oyun sadece bir kaç sıyrıkla atlatıldı.

20 Eylül 2009 Pazar

ŞEKER DEĞİL RAMAZAN



MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMIMIZIN


HAYIRLAR VE HUZURLAR GETİRMESİNİ DİLİYORUM

MUTLU BAYRAMLAR





03 Eylül 2009 Perşembe

LİMON AĞACI OKU-YORUM

Şu aralar Limon Ağacı'nı okuyorum. Yazarı Sandy Tolan. Tatil dönüşleri eşekten düşmüşe döndüğümden bir süre sükunete bürünürüm. Altınoluk-Kuşadası-İstanbul güzergahıyla ilgili resimleri derlemek zaman alacak bunu ertelemek durumundayım.

Limon Ağacı, kurgulardan hoşlanmayan ve tarih sevenler için okunası bir kitap. Kitapta aktarılanlara körü körüne inanmamak kaydıyla araştırılarak dönem hakkındaki tarihi pek çok bilgiyi vermesi açısından hiç fena değil.

Tanıtım Bültenine yer verirsem kitap hakkında bilgi daha iyi anlaşılacağından aynen aktarıyorum;

1967 yılının yaz aylarında, Altı Gün Savaşı'ndan uzak olmayan bir tarihte, genç bir Filistinli adam ve iki arkadaşı İsrail'in Ramla kasabasına giderler. Onlar kuzendir ve yaklaşık yirmi yıl önce ailelerinin terk etmek zorunda kaldığı, çocukluklarının geçtiği evi görmek isterler. Bir kuzenin yüzüne kapı kapanır, diğerinin ailesinin evi okula dönüştürülmüştür fakat öbür kuzen olan Bashir, kendisini içeri davet eden Dalia tarafından karşılanır.

Bir Arap ve bir Yahudi ailesinin ilişkilerinin başlangıç noktası budur. Bashir babasının dikmiş olduğu limon ağacında bir sahipsizlik ve işgal duyguları içinde olur.1948 yılında küçük bir çocuk iken Bulgaristan'dan kaçak olarak gelmiş olan Dalia Soykırım tarafından yok edilen bir umut ışığı görür. Onlar kaçınılmaz olarak kendi yazgılarını yaşamışlardır ve bu İsrail-Filistin tarihinin bir küçükevrenini oluşturmaktadır.

İki genç insanın başlattığı diyalog bölgenin barış umudunu ortaya koymaktadır. Limon ağacı simgesel olarak bölgede huzurun mümkün olduğunu anlatmaktadır. Olağanüstü bir öykü ve kurgusal olmayan bir anlatıma sahip olarak sizi saracak.
-Sunday Times-


Dalia ve Bashir'in zorluklarla dolu arkadaşlıklarını izleyerek, okuyucular dünyanın en inatçı çatışmasının birinci elden deneyimini yaşayacaklar.
-Publishers Weekly-

Hiçbir kitap daha zorlayıcı olamaz... ve bu kitap kesinlikle bu yıl okuyacağınız en iyi kurgu-olmayan çalışma olacak.'

-Christian Science Monitor-


Yüzyılın yarısı boyunca İsrail-Filistin çatışmasının öyküsünü taşıyan tek bir ağaç varsa, o budur... Sandy Tolan bu ağacı bulmuştur ve onun aracılığıyla iki halkın acı ve tutkusunu gözler önüne sermiştir.'
-Milwavkee Journal Sentinel-

Tiger hanıma gelince; yokluğumda epeyce göbek yapmıştı. İki günde bunalıma girip kendini yemek ve uykuya vermiş, yığınla balık yemiş, hiç ortalarda arzı endam etmemiş. Beni hasretle karşıladı ve tarzı olmadığı halde sırnaşarak tam iki gün aralıksız etrafımda miyavlayıp bir daha bu kadar uzun yok olmamam için uyarıda bulundu. Şimdi mi? Eski haline döndü neyseki, dikenli pamuk şekeri modunda etrafta dolaşıyor salına salına.

31 Temmuz 2009 Cuma

ÖNCE TATİL SONRA İSTANBUL

Bavulumu hazırladım. Tiger'ın mamasını, kumunu, suyunu yenileyip bir haftalığına anneme sonraki bir haftada babama emanet ediyorum. Tiger bir kaç gün idare edip üç gün sonra bunalıma girecektir, birazda çıldırdıktan sonra dönme vaktim gelir neyseki.

Tiger yeterince şımarık bir kedi, bağrına taş basması için sevdiği mönü yapılacak eminim. Kuru mamaya ek, tavuk göğüs sote, et haşlama ve tavuk ciğeri kavurma ve en sevdiği marka çikolata ille teselli edilecek.


Tatile hammaliye yapmamak için az ve öz eşya alırım yanıma genelde. Bu defa öyle yapmadım, Allah yardımcım olsun, bir kaç deve yükü oldu neredeyse bavulum. Ek yapmakta gerekecek üstelik.



Bana müsade..

11 Temmuz 2009 Cumartesi

YENİDEN DOĞU'YA DOĞRU

Mardin-Midyat-Diyarbakır-Nemrut turunu yeniledim. Bu defa daha farklı manzaralara yer vermek istiyorum. Genel bilgiler ve resimlerin bulunduğu bir önceki yazımda şehirlere ait önemli yerlerin hem resimlerine hemde tarihteki önemlerine yer ayırmıştım. (Seyahatler etiketinden ulaşabilirsiniz) Bu defa yöre halkını içine alan insan manzaralarını da nazarlara sunmak istedim. İşte örnekler; İlk insan mazarası Hristiyan aleminin en önemli ve eski kiliselerinden Mardin Süryani Kadim Kırklar Kilisesi'nden. Kilise duvarındaki bu resimin bir öyküsü var. Kiliseye adını veren Kırkların ilginç öyküsünü kilise yetkilisi şöyle anlattı; 3. yüzyılın ortalarında Kapadokya'da , Hrsitiyanlığı kabul eden kırk kişi Roma imparatoru Dokiyos tarafından Sivas'a sürülüp orada buz göletine atılarak öldürülmüş. İnançlarından vazgeçmeleri istenen kırk kişinin kutsal hatırasını yaşatmak için halk kiliseye "Kırklar Kilisesi" adını vermiş.
Artuklu Oteli yanındaki Melik Mahmut Cami çeşmesinden su dolduran bu çocuk üst taraftan elini suya batırması dikkatimi çekti, suyu içmek için mi aldığını sordum eliyle boşver işareti yaptı.
Kasımiye Medresesi önünde incik boncuk satan çocuklar. Bu yıl turist sayısı azlığından işleri kesat.
Mardin Selim Amca'da kaburga dolması yemeden dönmek olur mu?

İkinci durak Midyat'tan Telkari örnekleri. Bu sanat dalı insanı kendisine hayran bırakacak nitelikte ince ve narin.
Midyat rehberimiz Şehmus. Tüm girişimci-turizmci edasıyla ve medeni cesaretiyle yaklaşıp rehberlik yapabileceğini kendi lisanıyla teklif etti. İşi kaptığını gören arkadaşlarının kürtçe sataşmalarını es geçti. Yol boyu sohbet ederken adığım bilgiye göre Şehmuslar 5 kardeş ve kendisi ortanca. Mor Abrohom Manastırı yakınında oturuyor. Babası çiftçi. Çevre Kültür Evi'ne bizimle eşlik etti. Civardaki Kilisenin papazının ölümüyle kilisenin (belkide geçici) kapandığı bilgisini verdi. Hem ücretini hemde extra içecek ve şeker tarifesiyle Şehmus'a yol verip şehir çıkışına yakın manastıra yola koyulduk.
Bıkmışlardır belkide, görüntü almama zor ikna oldular. Aynı zamanda boncuk satıyorlar Çevre Kültür Evi civarında. Bu kadar yabancı insanı oralara çekenin ne olduğunu anlamayan masum gözlerle bakıyorlar. Tek amaçları bir kaç lira kazanmak şimdilik.
Mor Hobil-Mor Abrohom Manastırı önünde bekleşen neşeli Midyat çocuklarına Süryani olup olmadıklarını sordum, biz Müslümanız dediler.
Kavruk sarışın sevimli suratına, kocaman yeşil gözlerin eşilik ettiği bu şirin insanın adı, Fatih. Şu yakışıklılığa bakın hele.
Midyat Kent Müzesi içerisindeki mağaradan tavan görüntüsü.
Bu iki meraklı afacan Midyat Kent Müzesinin önünde park halindeki aracımıza yanaşıp camdan ayarlarını yaptığım kameraya bakıyorlardı.
Kahvaltı için girdiğimiz Midyat Gelüşke Hanı içerisinde üzerinde kediciklerin yeraldığı halıyı görüntülememek bir hayvan sever için hiç mi hiç olmazdı.
Midyat'taki muhteşem konaklardan biri, Güneşli Konağı.
Diyarbakır caddelerinde içecek almak için kavrularak bekleme esnasında yöre insanından bir kesit sunayım derken az daha dayak yiyordum iyi kurtardım.
Zavallı boyalı civcivler. Büyüyemeden öldükleri çok kesin. Diyarbakır caddeleri...Sırf insanlar keyif alsın diye rengarek boyayıp onları böyle satışa sunmak bir haksızlık.

Diyarbakır'da bir gece konakladıktan sonraki hedef Nemrut olduğundan yolu kısaltmak amacıyla Urfa- Siverek'e yakın iskeleden kalkan 15:30 feribotuna yetiştik. Kulağa komik gelen Siverekte bir feribota binmek çok keyifliydi.
Atatürk barajı üzerinden Kahta yakınlarındaki Nemrut yoluna bu güzel manzara eşlik etti.

Sırada bekleyen araçları görünce gözüme küçük gelen feribota sığamayacağımızı düşündüm öyle bir yerleştirdilerki kamyon dahil bizden sonraki araçlar bile sığdı.
Feribot yolcularının bir kısmıyla Nemrutta buluştuk. Hangileriyle buluşulduğunu tahmin etmeniz hiç zor değil. Sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya Hasan Keyf'ten muhteşem bir görüntü. Makine o an yanımda olmadığından fotoğraflayamadığım Agit ve Ahmet'i anmadan geçmeyeyim. Agit 8. sınıfa gidiyor ve turistik eşyalar satan dükkanlardan birinin çırağı. Kürtçe kahraman bir yiğit anlamına gelen ismini telaffuz edişime güldü. Aksan farkı sanırım.
Nemrut yolu düzgün asfalt ile başlayığ kilit taşı ile devam ediyor. Kendi aracınız ile yola çıkmakta kararlıysanız dikkat edeceğiniz çok önemli noktalar var; örneğin motor gücüne göre yükünüzü iyi ayarlamak, sürüş tekniklerini iyi bilmek. Yada civar yerleşim merkezlerinden tur minibüsleriyle tırmanış yapmak.
Giriş ücretli; öğrenci 3TL, sivil 6 TL.

Yer yer yağmurun yağdığı Nemrut yolu hem dik hem zorluydu.
Belli bir noktadan sonra yaya tırmanış başlıyor. Tırmanış hızına bağlı ortalama 30 dk sürüyor.
Havanın bozuk oluşu karabulutların yoğunlaşması batışı izlemeyi riske soktu.
Güneş batmadan az önce Doğu terasındaki heykellerin zirvedeki görüntüsü
Kara bulutların batışa daha farklı ihtişam katması görülmeye değerdi. Diğer tarafta gökkuşağı belirmişti.
Güneşin her gün doğup batması biz insanoğluna sıradan gibi gelsede hergün bunun bir mucize oluşuna dair tefekkürün bu görüntülerle birleşmesi daha farklı hisler uyandırıyor.
Daha önce doğuşu seyretmiştim, batışıda bir o kadar muhteşemdi.Unisef'in 06 plakalı aracının sürücüsü iki pet şişeyi Nemrut eteklerine hunharca yollayışına güneşin batışıyla şahit oldum.
Eşek, tırmanış için kısmetini beklemekte :) Fiyatını sordum sahibi 30 TL dedi, çıkış iniş mi dedim, hayır sadece çıkış 30, inişle birlikte 50 TL imiş. Akşam pazarı 20 yaparım dedi zaten inmiştim:)

01 Temmuz 2009 Çarşamba

ANTEP FISTIKLI BURMA KADAYIFI

Çıtır çıtır Gaziantep burma kadayıfı yediniz mi hiç?
Böylesi gerçekten başka yerde yok.

Geçtiğimiz günlerde şehir dışından gelen, Antepte baklava yenir dediysem de ille de künefe yemek istiyorum diyen misafirimle yolumuz Yusuf Usta'ya düştü.

Biz künefeleri beklerken yanıbaşımızda yapılan burma kadayıfın yapım aşamalarını da görüntüledik. Marifetli ellerden izlerken yapımı kolay görünüyordu ama ben evde de yapılabileceğini düşündüm.

Kadayıflar, uzun şeritler halinde katlarının arası tutamlarla belirlenmişti. Kadayıfın herhangi farklı bir özelliği olup olmadığını sordum, bildiğimiz normal kadayıf olduğunu söylediler.
Mermer üzerine uzun şerit şeklinde serilen kadayıf elle taranarak boyu biraz daha uzatılıp fazlası alınıyor, eksik görülürse ekleniyor.
Kullanılan fıstığın özelliği boz fıstık olması. Baklavada da boz fıstık kullanılıyor. Boz fıstık çekildiğinde rengi yemyeşil oluyor ve tatlılarda kullanılıyor. Gaziantep'te kesinlikle fıstık yeşilini elde etmek için tatlılarda gıda boyası kullanılmaz.
İtinayla serilen kadayıfın üzerine bol miktarda fıstık serpiliyor ve bir uçtan başlamak üzere kıvrılıyor.
İzlerken işlemler çok kolay görünüyordu. Ben denersem rezillik çıkarmı garanti veremiyorum :) cesaret eden muhakkak çıkacaktır :)
Her defasında burulan kadayıflar yağlanan tepsinin ortasından başlamak üzere yerleştiriliyor. Kadayıfın uç kısmındaki nesne ise kıvrımlar açılmasın diye konulan bir ağırlık. Son olarak üzerine kızdırılmış yani eritilmiş sade yağ dökülüp pişiriliyor. Pişirilme işlemini göremedim yalnız tahminim kadayıf ocağında bu işlem yapılıyor. Ve alt üst çevrilerek nar gibi kızartılıyor. Sade yağ kavramını ben hala anlamış değilim. Sade yağ, tereyağımıdır yoksa katı bir nevi yağ mıdır emin değilim. Emin olduğum şey margarin tarzı sıvı olmayan bir yağ olduğu ve bir çok yöresel yemekte kullanıldığı. Bir rivayete göre de bir zamanların Vita yağına verilen ad olarak aklımda kalmış. Bilen varsa bilgilendirebilir.
Afiyet olsun.

22 Haziran 2009 Pazartesi

EL GÖZDEKİ NURA AŞIK OLUNCA

Sergiden bazı örnekleri paylaşmak istedim.
Ebru, Hat, Tezhip, Minyatür, Mozaik..... eserlerinden ancak bazılarını taşıyabiliyorum buraya. Umarım sergiyi gezmiş kadar olursunuz.


EBRU







HAT-TEZHİP-MİNYATÜR













MOZAİK
Gaziantep'te sanata ve sanatçıya, başta yetkili mercilerinin sonra da halkının gereken değeri en kısa zamanda vereceğini ümit ediyor, eser sahiplerini ve öğreticilerini tebrik ediyorum.

17 Haziran 2009 Çarşamba

YEMEK SAN'ATI

Bu renkli sofra El Sanatları Sergisinin açılış kokteyl masası. Aşçılık kursiyerlerinin hazırladığı bir masa. Ebru, Hat, Tezhip, Minyatür, Mozaik.... gibi bir çok eserleri içeren bir hafta sürecek olan sergi Şırahanı Alışveriş Merkezinde.
Ebruları henüz resimleyemedim masanın talan edilme endişesiyle yiyecek görüntülerine öncelik verdim:) ki iyi de etmişim geriye yalnızca kabak, tavşan ve karpuz kalmıştı.
Tavşancık tereyağından yapılmış. Son durumu nedir bilemiyorum en son gördüğümde kulağı tırtıklanmıştı.

24 Mayıs 2009 Pazar

A N D I M I Z

Türküm,
Doğruyum,
Çalışkanım,
....................

Geçtiğimiz sabah, yakınlardaki İköğretim okulundan sabahın ilk ışıklarında koro halinde okunan "andımız" ı işittim. "Sabah sabah çocuklardaki çoşkuya bak" dedim yeniden uykuya daldım. Bir kaç gün sonra bu konuya gündem olarak tv de rastladım, detaylarını takip edemedim.

Güneydoğunun dağlarına "Önce Vatan" "Ne Mutlu Türküm Diyene" "Türk Öğün Çalış Güven" tarzındaki sözlerden rahatsız olanlara son derece yoğun tepki göstermişimdir. Yalnız her sabah and olarak okutulan sözcükleri bir süre düşündüğümde bile bir çok soruyla karşılaştım;

Türkiye çeşitli etnik kökenlerden oluşan insanlarla dolu bir ülke olarak, Türk olmayanlara her sabah "Türküm" dedirtmek barış, kardeşlik, birliktelik mi getirir yoksa damarlara mı dokundurur?

Türküm, doğruyum.... başkası nedir?

İlkokul öğrencilerine soğukta ve ayazda, sıcakta ve güneşte, her sabah yüksek sesle tekrar ettirilen and, neden liselerde hatta üniversitelerde uygulanmıyor?

Güne başlarken, ben Türküm, vatanım, milletim, doğruyum, çalışkanım vurgusu taşıyan andımız evden çıkmadan içimizden okuduğumuzda da aynı milli ve samimi hisleri taşımamıza neden olmaz mı?


Örneğin; Ermenistanda eğitim gören Türk çocuğunun her sabah "Ermeniyim" demeye mecbur tutulması çocukta nasıl hisler uyandırırdı?

Milli Marşından başka bir söylemin zorunlu hale getirilmesi başka gelişmiş ve demokratik ülkelerde varmıdır?

............................

18 Mayıs 2009 Pazartesi

PİJAMALI ÜÇ ŞİRİN ŞİŞE

Bu cici şişeler kullanılabilir olması için suya dayanıklı olarak süslendi. Bana kalırsa bu pijama giymiş görünümlü nesnelerin içleri boş olarak mutfakta bir köşede durmaları en güzeli. Umarım yeni sahipleri onlara iyi davranır :)
Kendim yaptım diye mi bilmiyorum çok şeker görünüyorlar gözüme. Oradan da öyle görünüyor mu?
Tiger'ı sual edenler için bu poz. Görüntüde Tiger, ellerini derinlemesine, burnu kıvrışana kadar ellerini kemirirken :)

13 Mayıs 2009 Çarşamba

KARA KUTULAR

Bende nasıl çekmişsem kutuların resimlerini, neredeyse tek boyutlu görünüyor. İlk kara kutu siyah beyaz Sultanahmet manzaralı. Resimler dış mekanda çekildiğinden objeler parlamış, üstelik kapakları açılarakta boyutlu görünmesini sağlayabilirdim ama artık çok geç şimdi yeni yerlerinde uslu uslu duruyorlardır.
Bu iki kutuya tezhip adapte edildi. Köşegen kutudaki tezhip üzerinde Allah yazısını çok sonra farkettim. Dikdörtgen kutunun ham hali şiş kutusu olarak satılıyordu. Şiş meselesini burada algıda seçiçilik durumundan dolayı kebap şişi olarak algılayanlar olsada, örgü şişi sığabilecek boyutta olmasına rağmen farklı amaçlarlada kullanılabilir. Dikdörtgen kutu üzerindeki tezhip bu kadar uzun değildi, pc de bir kaç hile ile önce boyu uzatıldı sonra dekupaj yöntemiyle kutuya adapte edildi.