skip to main |
skip to sidebar
Mardin-Midyat-Diyarbakır-Nemrut turunu yeniledim. Bu defa daha farklı manzaralara yer vermek istiyorum. Genel bilgiler ve resimlerin bulunduğu bir önceki yazımda şehirlere ait önemli yerlerin hem resimlerine hemde tarihteki önemlerine yer ayırmıştım. (Seyahatler etiketinden ulaşabilirsiniz) Bu defa yöre halkını içine alan insan manzaralarını da nazarlara sunmak istedim. İşte örnekler;
İlk insan mazarası Hristiyan aleminin en önemli ve eski kiliselerinden Mardin Süryani Kadim Kırklar Kilisesi'nden. Kilise duvarındaki bu resimin bir öyküsü var. Kiliseye adını veren Kırkların ilginç öyküsünü kilise yetkilisi şöyle anlattı; 3. yüzyılın ortalarında Kapadokya'da , Hrsitiyanlığı kabul eden kırk kişi Roma imparatoru Dokiyos tarafından Sivas'a sürülüp orada buz göletine atılarak öldürülmüş. İnançlarından vazgeçmeleri istenen kırk kişinin kutsal hatırasını yaşatmak için halk kiliseye "Kırklar Kilisesi" adını vermiş.
Artuklu Oteli yanındaki Melik Mahmut Cami çeşmesinden su dolduran bu çocuk üst taraftan elini suya batırması dikkatimi çekti, suyu içmek için mi aldığını sordum eliyle boşver işareti yaptı.
Kasımiye Medresesi önünde incik boncuk satan çocuklar. Bu yıl turist sayısı azlığından işleri kesat.
Mardin Selim Amca'da kaburga dolması yemeden dönmek olur mu?
İkinci durak Midyat'tan Telkari örnekleri. Bu sanat dalı insanı kendisine hayran bırakacak nitelikte ince ve narin.
Midyat rehberimiz Şehmus. Tüm girişimci-turizmci edasıyla ve medeni cesaretiyle yaklaşıp rehberlik yapabileceğini kendi lisanıyla teklif etti. İşi kaptığını gören arkadaşlarının kürtçe sataşmalarını es geçti. Yol boyu sohbet ederken adığım bilgiye göre Şehmuslar 5 kardeş ve kendisi ortanca. Mor Abrohom Manastırı yakınında oturuyor. Babası çiftçi. Çevre Kültür Evi'ne bizimle eşlik etti. Civardaki Kilisenin papazının ölümüyle kilisenin (belkide geçici) kapandığı bilgisini verdi. Hem ücretini hemde extra içecek ve şeker tarifesiyle Şehmus'a yol verip şehir çıkışına yakın manastıra yola koyulduk.
Bıkmışlardır belkide, görüntü almama zor ikna oldular. Aynı zamanda boncuk satıyorlar Çevre Kültür Evi civarında. Bu kadar yabancı insanı oralara çekenin ne olduğunu anlamayan masum gözlerle bakıyorlar. Tek amaçları bir kaç lira kazanmak şimdilik.
Mor Hobil-Mor Abrohom Manastırı önünde bekleşen neşeli Midyat çocuklarına Süryani olup olmadıklarını sordum, biz Müslümanız dediler.
Kavruk sarışın sevimli suratına, kocaman yeşil gözlerin eşilik ettiği bu şirin insanın adı, Fatih. Şu yakışıklılığa bakın hele.
Midyat Kent Müzesi içerisindeki mağaradan tavan görüntüsü.
Bu iki meraklı afacan Midyat Kent Müzesinin önünde park halindeki aracımıza yanaşıp camdan ayarlarını yaptığım kameraya bakıyorlardı.
Kahvaltı için girdiğimiz Midyat Gelüşke Hanı içerisinde üzerinde kediciklerin yeraldığı halıyı görüntülememek bir hayvan sever için hiç mi hiç olmazdı.
Midyat'taki muhteşem konaklardan biri, Güneşli Konağı.
Diyarbakır caddelerinde içecek almak için kavrularak bekleme esnasında yöre insanından bir kesit sunayım derken az daha dayak yiyordum iyi kurtardım.
Zavallı boyalı civcivler. Büyüyemeden öldükleri çok kesin. Diyarbakır caddeleri...
Sırf insanlar keyif alsın diye rengarek boyayıp onları böyle satışa sunmak bir haksızlık. 
Diyarbakır'da bir gece konakladıktan sonraki hedef Nemrut olduğundan yolu kısaltmak amacıyla Urfa- Siverek'e yakın iskeleden kalkan 15:30 feribotuna yetiştik. Kulağa komik gelen Siverekte bir feribota binmek çok keyifliydi.
Atatürk barajı üzerinden Kahta yakınlarındaki Nemrut yoluna bu güzel manzara eşlik etti.
Sırada bekleyen araçları görünce gözüme küçük gelen feribota sığamayacağımızı düşündüm öyle bir yerleştirdilerki kamyon dahil bizden sonraki araçlar bile sığdı.
Feribot yolcularının bir kısmıyla Nemrutta buluştuk. Hangileriyle buluşulduğunu tahmin etmeniz hiç zor değil.
Sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya Hasan Keyf'ten muhteşem bir görüntü. Makine o an yanımda olmadığından fotoğraflayamadığım Agit ve Ahmet'i anmadan geçmeyeyim. Agit 8. sınıfa gidiyor ve turistik eşyalar satan dükkanlardan birinin çırağı. Kürtçe kahraman bir yiğit anlamına gelen ismini telaffuz edişime güldü. Aksan farkı sanırım.
Nemrut yolu düzgün asfalt ile başlayığ kilit taşı ile devam ediyor. Kendi aracınız ile yola çıkmakta kararlıysanız dikkat edeceğiniz çok önemli noktalar var; örneğin motor gücüne göre yükünüzü iyi ayarlamak, sürüş tekniklerini iyi bilmek. Yada civar yerleşim merkezlerinden tur minibüsleriyle tırmanış yapmak.
Giriş ücretli; öğrenci 3TL, sivil 6 TL.
Yer yer yağmurun yağdığı Nemrut yolu hem dik hem zorluydu.
Belli bir noktadan sonra yaya tırmanış başlıyor. Tırmanış hızına bağlı ortalama 30 dk sürüyor.
Havanın bozuk oluşu karabulutların yoğunlaşması batışı izlemeyi riske soktu.
Güneş batmadan az önce Doğu terasındaki heykellerin zirvedeki görüntüsü
Kara bulutların batışa daha farklı ihtişam katması görülmeye değerdi. Diğer tarafta gökkuşağı belirmişti.
Güneşin her gün doğup batması biz insanoğluna sıradan gibi gelsede hergün bunun bir mucize oluşuna dair tefekkürün bu görüntülerle birleşmesi daha farklı hisler uyandırıyor.


Daha önce doğuşu seyretmiştim, batışıda bir o kadar muhteşemdi.
Unisef'in 06 plakalı aracının sürücüsü iki pet şişeyi Nemrut eteklerine hunharca yollayışına güneşin batışıyla şahit oldum.
Eşek, tırmanış için kısmetini beklemekte :) Fiyatını sordum sahibi 30 TL dedi, çıkış iniş mi dedim, hayır sadece çıkış 30, inişle birlikte 50 TL imiş. Akşam pazarı 20 yaparım dedi zaten inmiştim:)
Türküm,
Doğruyum,
Çalışkanım,
....................
Geçtiğimiz sabah, yakınlardaki İköğretim okulundan sabahın ilk ışıklarında koro halinde okunan "andımız" ı işittim. "Sabah sabah çocuklardaki çoşkuya bak" dedim yeniden uykuya daldım. Bir kaç gün sonra bu konuya gündem olarak tv de rastladım, detaylarını takip edemedim.
Güneydoğunun dağlarına "Önce Vatan" "Ne Mutlu Türküm Diyene" "Türk Öğün Çalış Güven" tarzındaki sözlerden rahatsız olanlara son derece yoğun tepki göstermişimdir. Yalnız her sabah and olarak okutulan sözcükleri bir süre düşündüğümde bile bir çok soruyla karşılaştım;
Türkiye çeşitli etnik kökenlerden oluşan insanlarla dolu bir ülke olarak, Türk olmayanlara her sabah "Türküm" dedirtmek barış, kardeşlik, birliktelik mi getirir yoksa damarlara mı dokundurur?
Türküm, doğruyum.... başkası nedir?
İlkokul öğrencilerine soğukta ve ayazda, sıcakta ve güneşte, her sabah yüksek sesle tekrar ettirilen and, neden liselerde hatta üniversitelerde uygulanmıyor?
Güne başlarken, ben Türküm, vatanım, milletim, doğruyum, çalışkanım vurgusu taşıyan andımız evden çıkmadan içimizden okuduğumuzda da aynı milli ve samimi hisleri taşımamıza neden olmaz mı?
Örneğin; Ermenistanda eğitim gören Türk çocuğunun her sabah "Ermeniyim" demeye mecbur tutulması çocukta nasıl hisler uyandırırdı?
Milli Marşından başka bir söylemin zorunlu hale getirilmesi başka gelişmiş ve demokratik ülkelerde varmıdır?
............................
Üst kapağı menteşesiz, tamamen açılabilen yine kendi tasarımım olan, bir çay kutusu. Çok amaçlı kullanılabilir olmasına rağmen şu an çay kutusu olarak kullanılmak üzere yerine ulaştı.
Gold ve krem rengi ahşap boyası kullandım. Yine altın rengindeki stickerlarla boya birleşim yerleri kapatıldı ve kapağına desen verildi. Ben daha çok eski görünümlü kara kutuları seviyorum ama burada parlak şeylere daha çok itibar gösterildiğinden bu tasarım oldukça gözalıcı oldu. İlerleyen zamanlarda kara kutularımı da göstereceğim:)
Bir çok yörede şekerliğe şekerdenlik dendiğini biliyorum. Şekerler, şekerden yapılmış anlamında şekerden sözcüğüne -lik takısı eklenerek şeker konulan şey anlamına gelen şekerdenlik kelimesi oluşmuştur desem belkide tamamen uydurmuş olurum. Bunu kelimelerin soyağacı bloguna danışmak en doğrusu:)
Asıl konumuz bu şekerlik ve bardakların bir sürü aşamadan geçirilip boyanmasıdır. İç kısmı parlak altın renginde olduğundan ışıkta pırıl pırıl yansımalar oluşturuyor. Yapacağınız işlem bir hobi tükanından gerekli malzemeleri alıp düz bir cam üzerinde çalışmaktır. Yöntemin adı örümcek çatlatma. Tamamen görsel amaçlıdır kullanmaya kalkışmayınız :)
Dün akşam desensiz tabaklardan 6 tanesini bu hale getirdim. Son zamanlarda Martha Stewart izleye izleye sonunda bende tabak çanak işlerine daldım. Tasarımda çok detay görünmesede kendi tasarımım olan bu nadide! tabak tam olarak 7 işlemden geçti :) Bence sade ve şık, çiçek kelebek börtü böcek yok.
Bu iki resimde Tiger'ın nerede olduğu hakkında tahminler bekliyorum. Aslında çok basit ama Tiger'ın konaklamak için seçtiği yerler pekte akıllıca olmuyor bazen.
Herkese iyi haftasonları diliyorum.
Hani güneş dünyamızı ısıtırdı, hani İlkbahar'da havalar ılırdı. Hayat Bilgisi kitaplarını protesto ediyorum:)
Yazmayalı da epey olmuş, ne gündemler gelmiş, neler değişmiş neler.
Bu sürede ülke de seçim oldu, sandıklar açıldığında kimileri zil takıp oynadı, kimileri kendini kandırdı, kimileri de vatan hainlerine emanet etti kendini ve belediyesini. Hal böyleyken diğer uçlar birbiriyle didişmeye devam etti.
Yazıcıoğlu ve bereberindekiler sırlarıyla Hakkın Rahmetine kavuştular, belkide en iyisini yaptılar. Konaklamak üzere bulundukları dünya hanını bir an önce terkedip ebedi yaşama uzandılar. Tek yoldaşları dünyada ekip biçtikleri, inançları, inandıkları, ömür sermayelerinin en tatlı meyveleri.
Obama gelmek üzere, ondan önce gelen güvenlik önlemleri, eşyaları, gündemi, ayak basmadan gölgesi bile alt üstü ettiği trafiği.
Gaziantep ise çocukların şehri olma yolunda adımlar attı. Masal Parkından sonra Harikalar Diyar'ı açıldı. Buz Pistlerinin çoğalması, yakında açılışı yapılacak olan Türkiye'deki ilk büyük çaplı sivil Plenetaryum'u (uzay gözlem merkezi) ve büyük AVM'lerin açılması bu şehri Güneydoğunun cazibe merkezi haline getirdi.
Bu şehri sevmeyemi başladım ne!
Dün akşam Güneş'i Gördüm'e gittim. Hangi konuya odaklanılması gerektiğini anlayamadım.
Filmde Güneydoğu meselesine dem vurulmuş.
Asker-vatandaş ilişkisini,
Yöre insanının erkek çocuk sevdası, töresi, yaşam şartları,
Göç etmek zorunda bırakılan insanların hiç alışık olmadıkları şekilde sürdürdükleri hayatta nasıl canlarının yandığını,
Eşcinsellerin yaşadıkları baskıları,
Ülkemizin insana verdiği değer ile bir Avrupa ülkesinin standartlarının karşılaştırılması,
Mahsun'un film boyunca sağa yatık kafası.... filmden aklımda kalanlar:))
Konu bütünlüğü yoktu sanki, dağınık, parça parça olmasına rağmen oyuncular güneydoğunun doğal ortamından koparılmış getirilmiş gibi iyiydi özellikle küçük kızlar. Mahsun'un filmine gittiğime inanamıyorum ama kutlamak lazım itiraf etmeliyim.
19:45 seansı için gişede yığılmış insanları görünce bilet bulamayacağını düşünüp dehşete kapılan insanlardan birinin, bizi hedef seçerek haksız sözlü saldırısına cevaben arkadaşımın;
" beyefendi stresli olabilirsiniz ama insanlara bu şekilde hitap edemezsiniz"
şeklindeki yakşımına ve adamın bu cevap karşısındaki nasıl davranacağını bilemez yüz ifadesine film boyunca güldüm halada gülüyorum. Sen çok yaşa Hill, adam dozer niyetine ezip geçmek ve tatmin olmak niyetiyle ağız tadıyla kavga etmek istemişti :)))))))))))))))))))) sen herşeyi bitirdin adam hala neden cevap veremediğini düşünüyordur:))))