11 Mayıs 2008 Pazar

MİDYAT - HASANKEYF

Midyat, rivayete göre mağaralar kent anlamına geliyormuş. Orta Asya'dan göçen Eti Türkleri Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan bölgeye yani Mezopotamya'nın verimli topraklarına yerleşmişler. Ve Midyat'ı büyük bir mağara şehri haline getirip hayvancılıkla uğraşmışlar. Mağaralara birbirleriyle bağlantılı yollar yapmışlar.Ömürlerini taşları oyarak geçirmişler tahmin ediyorum. İşlemecilik ve oymacılığı önce barınak sonrada sanat haline getirdikleri hem binalar üzerine yaptıkları işlemelerden hemde gümüşleri ilmek ilmek dokumalarından anlaşılıyor.
Midyat'a gidipte gümüş telkari almak olmaz. Netlik ayarının kusuruna bakmazsanız size kendime aldığım telkarimi sunmak isterim. Papatya görünümündeki bu yüzük incecik gümüş tellerle işlenmiş bir telkari örneği.
Midyat'ın sokakları Mardin'e göre daha mı geniş yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum.
Yol kenarında büyük bir iştahla bisküvi yiyen utangaç Midyat çocukları.
Midyat Çevre Kültür Evi komşu teyzesi. Bu sokağa güneş ışıklarının yansıması inanılmaz güzellikte.
Bir kedi sever için kedi fotosu çekmek ayrı bir zevktir. Mardin Kültür Çevre Kültür Evinin hemen karşısındaki duvarda ki bu kedicikle Tiger özlemimi giderdim :)
Yöredeki dizi çekimlerinin çoğu Midyat Konukevinde çekilmiş ve çekiliyor. Şu sıralar Sıla dizisinin çekimleri Midyat'ta yapılıyor. Boran Ağa karakterinin konağı olarakta bu ev kullanılıyor.
Konukevini gezmek ücretli, fakat çekim saatlerinde orada bulunduğumuzdan iç odaları göremeyeceğimizi söylediler. Sonra bakışlarımızın haşinliğindenmidir nedir bir anda fikir değiştirdi görevli :)
Diziyi derinlemesine izlemedim ama ucundan kıyısından gördüğüm kadarıyla dizide avlu daha geniş ve şaşalı görünüyor. Kapının sağında ki gişeye 1 YTL ödeyip yapı gezilebiliyor.
Çevre Kültür Evi Taş işlemeciliğinin bol bol kullanıldığı hoş bir tarihi yapı. Etrafındaki evler bu kadar ihtişamlı olmasa da yine de gelenekselliğini koruyorlar.
Avluda koşturan cimcime bizden biri :)
Üç katlı binanın her katında muhteşem manzaraya sahip teraslar var.
Bu oda dizide aşiret ağalarının karar olarak kullanılan odaymış. Ben Midyat'ta pek ağa tarifine:) benzer kimseye (Boran Ağa hariç:) rastlamadıysam da lüx arabaların bol miktarda olduğunu söyleyebilirim.
Burası da dizi karakterlerinin yatakodası. Eşyalar ve taş duvarlar çok egzotik. Biraz tozlu ve kirli buldum odaları, ekranda aksi görünsede.

Bu mekan Midyat'ta çekilen filmlerin kullanıldığı, İstanbul Fatih' deki şimdi restaurant olarak kullanılan Şehzade Mehmet Restaurantına çok benziyor. Odalar, yer minderleri, iç dizayn eskileri anımsatıyor.

HASAN KEYF
Diclenin kıyısında, zamanında medreseler, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkezi olan Hasankeyf. Osmanlıda adı "Hısnkeyf" olarak geçiyor. Batman'a bağlı bir mağaralar beldesi. Hasankeyf kalesi çok ilginç bir görüntüye sahip. Bir zamanlar içleri birbiriyle bağlantılı mağaralardan oluşan yerleşim yerleri olarak kullanılıp tarihin bir döneminde de kale olarak kullanılmış.
Kalenin iskan yeri olarak kullanıldığı tarih milattan önceki binlerce yıla dayandığı söyleniyor. Bu konuda kesin bir bulgu yok. Yalnız kale olarak kullanılması m.s. 363 yıllarında olmuş ve bu tarihte Bizanslılar Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını koruma altına alınmış.
Hasankeyf kalesinde de dizi çekim ekibinin azizliğine uğradık. Kalenin tepesine tırmandık fakat zirve de çekim yapıldığından erişimimiz engellendi. Bizanslılar olsa bu aksilikler olmazdı tabi:)
"Beldenin hem Sit alanı olması, hem de baraj suları altında kalacak düşüncesi, ilçenin gelişimini engellediği ve yapılan araştırmada bütün tarihi zenginliğine rağmen ülkenin en geri, fakir üç ilçesinden biri " şeklindeki bölge halkının düşüncesine benim tespitim şu; terör nedeniyle bölgeye rağbet yeteri kadar gösterilememekte.
Hasankeyf ahalisi herşeye rağmen turistik çarşısını kurmuş bile. Çocuklar ise her turistik beldede olduğu gibi "arabanızı koruyayım mı" şeklindeki ticari zeka seviyesine çoktan erişmişler bile.
Ben yemek yediğim yerlerin temizliğine anormal seviyede dikkat eden biriyim. Genelde falso yakalarım. Fakat Hasankeyf'te yemek yediğimiz bu mekana hayran kaldım. Hali vakti mütevazi bu lokanta inanılmaz temizdi. Garsonların gömlekleri bile bembeyazdı. Hürmetleri hakeza. Nehir manzaralı terasta yenen yemekler lezzetliydi. Takdirle karşıladım.
Yolgeçen hanı, kalenin bir diğer odacığı. İçlerden zirveye kadar taşlar oyularak geçitler yapılmış. Yine çekim ekibi... ama galip biziz, içeriye girdik.
Kale tırmanışında rastladığımız bir cafeterya.




Midyattaki diğer görülesi yerler;
HAN MÜZESİ
DEYRULUMUR MANASTIRI
BEYAZ SU

---------------------------------------------------------------------------------------------
Bugün yolculuk güller diyarı Isparta'ya. Yeni görüntülerle görüşmek üzere....

06 Mayıs 2008 Salı

MARDİN - MEZOPOTAMYA

ESKİ MARDİN EVLERİ
Tarihte Mezopotamya'nın bir çok millete ve medeniyete evsahipliği yaptığı bilinir. Tam olarak neresi olduğuna dair bir çoğumuzun fikri muhtemelen yoktur. Bir aşağı bir de yukarısının olduğunu bilirim Mezopotamyanın, bu kesin :)

Açık hava müzesi görünümündeki 7 bin yıllık tarihi dokusu ile dünyada Kudüs ve Venedik şehirlerinden sonra UNESCO tarafından üçüncü tarihi ve mimari sit kenti ilan edilen yerin Mardin olduğu hakkında da pek haberimiz olmasa gerek.

Bende Mardin'e ayak basana kadar bütün bunlardan bihaber olanlardandım. Bu şehrin tarihi değerleriyle tam bir açıkhava müzesi olduğunu benim gibi burnunun dibinde olduğu halde farkedemeyenler için bir de ben konu edineyim dedim.
Mardin, Mezopotamyanın en eski şehirlerinden olduğunu her adımda buram buram tarih kokmasıyla gösteriyor. Taş evleri, dar sokaklarıyla eski Mardin, yerini yeni Mardin'e bıraksa da gidipte görülecek yerler eski Mardin'de kalmış.
Sokakların dar olması araç girişine imkan vermiyor. Bu nedenle eşekler çöp toplama aracı, insan ve eşya taşıma aracı olarak kullanılıyor Mardin'de.
Bakır ve gümüş işlemeciliği çok yaygın. Özellikle yöreye ait Telkari gümüş işlemeciliği gözalıcı ve çok emekli olmasına rağmen fiyatları oldukça uygun.
Meşhur Mardin sabunlarına heryerde rastlanıyor. Saç dökülmelerine ve cilt sorunlarına deva olduğu söylenen sabunların tanesi 1,5 YTL. Ben hepsinden numune olarak birer tane aldım. Sokaklarının dar olmasının yanısıra ana caddeler de oldukça dar ve sıkışık. Sadece bir aracın ilerleyebildiği bu caddeleri belediye otobüsleri de kullanıyor. Şehir içinde yolların bir çoğu taş parke. İnişli çıkışlı yolların sağı ve solu tarihi taş binalarla dolu. Bu da şehire çok mistik bir hava veriyor. Tarihin en eski hristiyan topluluğu olan Süryani ve Müslüman halkın içiçe kardeşçe yaşadıkları bir şehir Mardin. Kiliseleri, medreseleri ve camileriyle mabed dolu şehir taş işlemeciliğini yansıtan bir çok esere sahip. Peygamberimiz Hz Muhammed'in (s.a.v) postası olduğu bilinen ve Şeyh Çabuk olarak tanınan Abdullah Bin Enes Cüheyni'nin türbesinin bulunduğu Şeyh Çabuk Camii.

ARTUKLU OTELİ

Bildiğimiz otel anlayışından epeyce farklı bir tarzda Artuklu oteli. Özelliği, Artuklular'dan kalma bir kervansaray olması. 800 yıllık bu kervansaray restore edilerek yüksek teknolojilerle donatılmış ve ziyaretçilere de açık bir durumda. Prens Charles Mardin'e geldiğinde Artuklu Oteli'nde kalmış hatta şeref verdiği! oda, yani kral suitinin kapısında bu belirtilmiş. Duvarda boy boy resimlerden anladığımza göre daha bir çok siyasetçi ve ünlünün de uğrak yeri olmuş.Nefis Mezopotamya manzaralı üst teras bölümü, cafeterya şeklinde düzenlenmiş. İç bölümleri de bildiğimiz otel mantığından tamamen farklı şekilde dizayn edilmiş. Loş ışıklar, dinlenme odalarında yer minderleri ve odalara uzanan koridorların taş duvarlardan oluşması insanı zamanda yolculuğa sürüklüyor.

SÜRYANİ KADİM KIRKLAR KiLİSESİ

Süryani Kadim Kırklar Klisesi, 6. yüzyılda yapılmış ve daracık sokakların arasında yer alan ince taş işçiliğiyle, 400 yıllık ahşap kapıları, 1500 yıllık kök boyası baskılı perdeleriyle bir Metropolitlik klisesi. İbadete ve ziyarete açık olan kilise içerisinde resim çekmeye izin yok.
Şanssızlığımız Urfa'dan gelen bir öğrenci grupla eşzamanlı kilise de bulunmamızdı. Öğrencilerin kilise içerisinde pervasız tavırları hem papazı hemde bizi kızdırdı. Adının sonradan Gabriel Akyüz olduğunu öğrendiğim Papaz haklı olarak gerildiği için çok fazla bilgi veremese de Süryanilerin bir Mardin gerçeği olduğu hakkında biraz daha bilgi sahibi olduk.
Papaz süryanice konuştuğu misafirlerini de ağırlamakta sabırsızlanıyordu. Kilise ziyaretimiz bunun için kısa sürdü. Öğrenciler dağıldıktan sonra biraz sohbet ettik. İçinde bulunduğumuz hafta kutlu doğum haftasıydı ve bir sonraki haftanın hristiyan aleminde elem haftası olduğunu ve hazırlıklar yapılacağını söyledi. Sormak istediğim çok soru vardı belki bir başka sefere.

Not: Papaz Gabriel Akyüz 2003 tarihinde Horiepiskoposluk rütbesine terfi etmiş. Papaz ile rahip arasındaki farkı merak edenler için bilgi; papaz evli olanlara, rahip ise bekar olanlara verilen bir ünvan. Rahip olmanın 3 şartı; bekarlık, fakirlik ve mütevazılık. Karar sizin :)

DEYRÜ'ZZARAFAN MANASTIRI
Mardin'e 3-4 km uzaklıktaki Deyrü'zzafaran Manastırı 636 yıl boyunca dünya süryanilerinin Patriklik Merkezliğini yapmış, dolayısıyla hristiyan aleminde önemi büyük olan bir manastır.
Hristiyanlığı kabul etmeden önce Güneş Tapınağı olarak kullanılmış. Hatta mabedin sağ ve sol tarafında kurban sunulan kemerli bir bölüm yeralıyor. Merak ettiğim şey; güneşe tapmak için neden taş duvarların içine girmişler :) açık hava da daha net görünüyor :) Yapının en ilginç özelliği, tonlarca ağırlıktaki tavan taşlarının harçsız olarak birbirine kenetlenmiş halde duran geometrik yapıda olması. Üst resimde görüldüğü gibi.
Süryaniler tarihte hristiyanlığı kabul eden ilk topluluk olarak geçiyor. Nuh peygamberin oğlu Sam'ın soyundan gelen ve Aram adı verilen topluluğun devamı olan süryaniler, hristiyan Aramlar anlamına geliyor. Bu bakımdan Mardin'in ve süryanilerin hristiyan aleminde yeri oldukça fazla hatta ikinci Kudüs olarakta nitelendiriliyor.
Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezlerinden olan manastırın içerisinde çeşitli kutsal eşyalarla birlikte 52 Süryani patriğinin mezarı da yer alıyor.

Manastır girişinde yeterli sayıda ziyaretçi toplanana kadar cafede bekleme imkanı da var. Manastırda eğitim alan Süryani rehberler eşliğinde manastır detaylı olarak gezdiriliyor.
Dünya çapında eşşiz bir manastır niteliğini taşıyan Deyruzzafaran Manastırı yerli yabancı turistler tarafından yoğun ilgiyle ziyaret ediliyor.

KASIMİYE MEDRESESİ

Artukoğulları döneminde başlandığı ve Akkoyunlular döneminde, Sultan Kasım tarafından 1487-1502 yılları arasında tamamlatıldığı kabul edilen Kasımiye Medresesi açık avlulu, tek veya iki eyvanlı şemaya bağlı olarak inşa edilmiş iki katlı, kesme taş ve tuğlanın bir arada kullanıldığı bir yapı.

Medrese duvarlarnda astronomi ve tıp bilimine ait simgeler mevcut. Medresenin havlusunda genişçe bir havuz yer alıyor havuzdan birkaç metre uzaklıkta bir çeşmeden akan su oluktan geçerek havuza ulaşıyor. İnsan yaşamını doğumdan ölümüne kadar anlatmak için felsefi bir yaklaşım ve mimariye ait bir düşünceyle tasarlanmış bir havuz. Geceleri yıldızların havuza yansımasıyla avluda astronomi dersleri veriliyor. Kasımiye medresesi değişik bir mimari ile tasarlanmış gün doğduktan sonra güneş batana kadar cephe önemli olmaksızın tüm derslikler güneş ışığından faydalanabiliyor. Dersliklerin kapı yüksekliği bir metreden biraz fazla. Bu yükseklik özellikle tercih edilmiş öğrenci hocasının huzuruna girerken başını eğsin, hürmette kusur etmesin diye.
İncik boncuk tezgahı açan kadınlar, kızlar ve çocuklar medrese önünde bir başka Mardin manzarası oluşturuyorlar. Turist kafilelerine satış yapma çabası içerisinde el emeklerini sergiliyorlar.

Bir sonraki post konusu, Midyat-Hasankeyf.

02 Mayıs 2008 Cuma

BEN GELDİM

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır, Mardin, Midyat, Hasankeyf yollarındaydım. Diyarbakır'da bir kaç yıl önce bulunmuştum fakat şehirden o zaman da şimdi de pek keyif aldığım söylenemez. Lakin, Mardin, Midyat ve Hasankeyf için aynı düşüncelere sahip olmadığım muhakkak. Gidip görenler bu konuda bana daha fazla katılacaklardır.

Diyarbakırda yaşayan arkadaşımın, muhteşem fedakarlıklarla yaptığı rehberlik sayesinde unutulmaz bir seyahat yaşadım. Adapazarı' ndan başlayıp Ankara'da nisan TUS una girip oradan da rotasını Antep'e çeviren karınca S ve karınca E nin de katılımıyla start aldı programımız.

Gaziantep'te baklava yenir, kebap yenir geleneğini bozmadan başlangıç yaptık misafirlerimle. İçerisinde 5 dilim şöbiyet bulunan tabak bana ait hem de bitiremeyeceğimi bile bile. Sonuç aynı; bir parça yedikten sonra kalanlar paket :)Eski çarşıya gitmişken uğranması gereken yerler arasında Almacı Pazarı var. Görüldüğü üzere Antep'e has tüm geleneksel yiyecekler mevcuttur burda. Fıstıklar, şeker sucukları, kuru dolmalıklar, baharatlar, ev salçaları, nar ekşisi... daha bir çok şey. Alışveriş yaptığımız bu yer Çelebioğulları. Alışverişi öyle ayakta değil, arka plandaki şark köşesinde, önünüzdeki bakır tepsiye bir avuç koydukları Antep fıstığı ve ikramlarla istirahat ederek yapıyorsunuz. Benimde ilk defa uğradığım yerlerden biri olan Bakırcılar Çarşısı görmeğe değermiş gerçekten. Sedef işlemeciliğinden bakır geleneksel eşyalara, ahşap gereçlerden meşhur Antep yemenilere kadar bir çok şey çok uygun fiyatlara bulunabiliyor.Gaziantep'te yukarıda zikredilenlerin dışında kale ziyaret edilebilir ve de Türkiyenin en büyük Hayvanat Bahçesi ünvanını alan hayvanat bahçesi gezintisi yapılabilir. Nerelerde yemek yeneceği konusunda burada herkes hemfikir olduğundan şehre girdiğinizde kime sorsanız aynı cevabı alırsınız:) Antep'i bu kadarla özetlemek tabi ki zor hatta imkansız. Gelipte görmek görüpte yaşamak elzemdir.

Mardin ve Midyat'ın muhteşem tarihi geçmişi, manastırları, k
liseleri, medreseleri, taş evleri, dar sokakları görülmeye değerdi. Bir sonra ki postumun konusu anlaşılmıştır herhalde :)

Şehir merkezinde yeni restore edilmiş çok nezih bir mekan mevcut. Burada küçük bir çay molası verilebilir. Hem de açık otoparkın hemen bitişiği. Tiger'ın bütün gün seyrettiği manzara. Antep'in en yeşil alanlarından biri Kavaklık Parkı.
Misafirlerimle bol oksijenli ve sağlıklı bir sabah kahvaltısı için tercihim Kavaklık oldu. İşte Tiger'ın saksı çiçeklerine verdiği zararın önüne geçilebilmesi için ev ahalisi tarafından üretilen yeni projenin bir parçası:)) Malzemeler henüz üretime geçmeden önce Tiger'ın denetiminden geçti tabi.

23 Nisan 2008 Çarşamba

KISA BİR ARA

Bir haftalık güneydoğu seyahati nedeniyle buralardan uzak kaldım. Döndüm, fakat oldukça yorgunum. Bir kaç gün dinlendikten sonra size gördüklerimi, gezdiklerimi, yediklerimi, içtiklerimi yani herşeyi anlatacağım.

12 Nisan 2008 Cumartesi

MARKA DÜŞKÜNÜ TIGER

Huysuz kedim Tiger, yiyecekler konusunda ağzının tadını çok iyi bilir. Tatlı tercihi Ülker sütlü çikolatadır. Her gün bir tane çikolatayı aç yada tok karnına zımpara yüzeyli diliyle tadına vara vara yalar yutar.
Günlük Mama ihtiyacını Whiskas kuru mama ile giderir. Ağzı açılan paketin fermuarı olmasına rağmen, kullanım süresi uzadığında aroma kaybına uğraması gerekçesiyle yemez. Resimdeki büyük paketi bu nedenle bitirmedi. Ancak küçük 300 gr lık paketlerle alınması durumunda mamayı sonuna kadar tüketir.
Tüpte çikolatayı, tane ülker çikolata olmadığında idareten yer. Ülker haricinde hiçbir çikolataya yanaşmaz. Saray, Şölen vs markaları çok uzaklardan tanır kıpırdamaz bile:)

Balık konservesinde Dardanel ton tercihidir. Zamane kedisi böyle bişey olmalı. Neyse ki giyim derdimiz yok. Yoksa çantada Nine West, Elle, elbisede Jovani, Gucci, Fendi tercih ederdi aman neme lazım:)

05 Nisan 2008 Cumartesi

NEMRUT DAĞI - NEMRUT' UN KIZI

Güneşin doğuşunun ve batışının en güzel izlendiği yerin Nemrut Dağı olduğunu duymuşuzdur. Güneşin doğuşunu, batışını evimizden de izliyoruz gerek varmı taaaaaa 2150 metre tırmanmaya diye düşünenlere değil bu post :)))
Onlar şimdiden sayfayı terkedebilirler :) Gezi tutkunlarının, doğa aşıklarının ve tarihsel dokuya merakı olanların ilgisini çekeceğinden eminim. 2 yıl kadar önce yaptığım Nemrut gezisine dair fotoğraflar ve bilgiler göreceksiniz bu defa ki seyahat günlüğümde. Tatil planlarını doğuya yapanlar için fikir verebilir. Zira Güneydoğuya yolu düşenler için görülesi bir yer Nemrut Dağı.
Nemrut dağı eteğindeeeeeee, yok böyle değildi galiba, Nemrut'un kızı, yandırdı bizi, çarptı sillesini felek misaliiii... evet şimdi oldu:))
Nemrut Dağı, Adıyaman merkeze yaklaşık 90 km uzaklıkta ve 2150 metre yüksekliğinde. Ayrıca Nemrut, UNESCO dünya kültür mirasında yerini almış bile, kaçımızın haberi var.
Kendi araçlarıyla tırmanmak isteyenler için izlenmesi gereken farklı bir yol var fakat ben ve arkadaşlarım Adıyaman merkezden gece saat 01:00’de hareket eden bir tur aracıyla tırmandık. Güneşin batışını da, doğuşunu da seyretmek mümkün, bizim tercihimiz buraya kadar gelmişken doğuşunu seyretmek oldu. Eee manzara bu kadar ihtişamlı olmasa idi koskoca Kommagene Kralı I. Antiochos buraya bu kadar emek vermezdi herhalde :) Yol epeyce dik ve ürkütücüydü. Keskin virajlar, yolun darlığı ve dikliği, gecenin karanlığı, yolun bazı kısımlarının taş parke döşeli olması 80-90 km olan yolu, tam 3 katından fazla sürede almamıza neden olmuştu. Bizim araçtaki tur milletinin tamamı Türk olsa da, mola verdiğimiz bir dağ tesisinde gördük ki Japon kardeşlerimiz bizden daha fazla sayıdaydı. Zirvede kesinlikle kanaat getirdik ki buraya zahmet edip gelenler çoğunlukla yabancı turistlerdi :) üstelik seyir yerinde taş oturaklarda yer bulabilmek için bir Japon kardeşimizin homur homur (muhtemelen küfrediyordu) homurdanması eşliğinde yer kapıverdik. Nirelerden nirelerden gelmişte o yükseklikte bizi kendi memleketimize sığdırmıyo çitlembik :)
Araç zirveye kadar çıkmıyor, bir noktada kalıyor ve kalan mesafeyi kendimiz tırmanıyoruz. Tercih edenler için eşek ve at kiralayarak tırmanma imkanıda var.Bu kadar yükseklikte, dev taş heykellerin ne işi var, işleri mi yokmuş koca koca kafaları oturtmuşlar, bu adamlar kim ola ki, başka yer mi bulamamışlar da 2150 metrede dikiliyorlar:))) diye benim gibi meraklılar için açıklayıcı bilgi aynen şöyle;Yani, M.Ö. 69-36 yıllarında hükümdarlık yapmış olan Kommagene Kralı I. Antiochos'un tanrıları ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırmış bu mezarı ve anıtsal heykelleri. Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisi diye geçiyor. Yunanlıların bir parmağı olduğunu tahmin etmeliydim :)

Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmış. Doğu terası, kutsal merkez ve bu nedenle en önemli heykel ve mimari kalıntılar burada bulunuyor. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmış ve 8-10 m. yükseklikteler.

Heykelerin üzerindeki yazılara göre Apollon (Güneş Tanrısı), Fortuna(Bereket Tanrısı), Zeus(Baş Tanrısı), Herakles (Kudret Tanrısı), Kommangene'nin ilk kralı I. Antiokhos. Heykellerin yanında bir kartal ve arslan heykeli var onlarda kudret simgesi olarak yerleştirilmiş. Allah akıl versin:) taşlardan medet ummuşlar. Yalnız, güneş ışığının heykellere yansıdığında kızıl renge bürünmesi görülmeye değerdi.

Heykeller, anıt mezarlar, tümülüsler, krallar hatta Kommangene devleti bir yana, şahit olduğum muhteşem gün doğumu (fotoğraf kareleri profesyonel çekim olmadığından burada gerçeği o kadar yansıtmasa da) görülmeye değerdi. Güneşi gökyüzünden değil, aşağılardan biryerden doğuyor görmek ayrıca ilginçti.
Nemrut'a tırmanmayı planlayanlar için yanlarına almayı eksik etmemeleri gereken en önemli üç şey; camera, rahat bir ayakkabı ve kalın giysiler. Şehir merkezinde sıcaktan buharlaşma tehlikesi geçirilse de, burada durum tamamen değişiyor ve tırmandıkça hava buz kesiyor.


Tümülüsün etrafını
dolaşılıp araçlara doğru yol aldığımız da güneşin doğuşuyla etraf aydınlanmıştı ve muhteşem manzara eşliğinde gezi programına devam ettik. Program; Arsameia, Yeni Kale, Cendere Köprüsü ve Karakuş Tümülüsü gezisini de içine aldığından, büyük tur denilen tur, yaklaşık 5-6 saat sürdü.






Resimleri kırpa kırpa

ancak bu kadar ayırabildim. Umarım yeterince fikir vermiştir :) Sol ve sağ olmak üzere iki parçaya ayrılmış bu resimlerin orta parçasında ben vardım. Yok, öyle merak edilecek bişey yok. Sırt çantasını yüklenmiş, Japon kardeşlerin yanında Gülüver'in seyehatleri pozisyonunda yer alan yerli turist ben :) Gezi ekibinde Tiger yoktu. Ben, o ve diğeri, toplam 3 kişi :)






Cendere Köprüsü

31 Mart 2008 Pazartesi

BİR GÜNÜN ANATOMİSİ

Bugün hava, puslu, isli kapalı ve karanlıktı. Hiç keyif almadığım bir moddur bu. Ara sıra hava açıldığında dışarı çıkacak gibi oldum fakat hava kapanmakta gecikmedi. Bu da benim bütün günümü bir oraya bir buraya yalpalayarak geçireceğimin habercisiydi.Hava soğuktu ve kaloriferler yanmıyordu, ben klimanın karşısında, kah kanepeye tünemiş bir şekilde Elisa izledim, (tavsiye edeceğimi zannetmeyin :) Elisa, tv8 de yayınlanan İtalyan yapımı bir dizi. Fakir ama asil ve gururlu, güzeller güzeli Elisa'nın Kont Ristori'yle yaşadığı ölümsüz aşk.... ) kah internette uzak diyarlardaki arkadaşlarımla sohbet ettim huzur buldum, kah Tiger'la saklambaç oynadım, kah pencereden resim çektim......Resimde, evlerinin önü boyalı direk türküsüne ilham olan direk görünüyor:)) Geçtiğimiz gün koca ağaç kesilince, direk manzarası kaldı payımıza. Bunada şükür, direğimiz var, hiç değilse bakıp bakıp türkü söylüyorum bu vesile ile:)Tiger'ın ebe olduğu an görüntüde. Pusuda beni beklemekte, riske girerek elimi kaldırıp çektiğim resmin arkasından aldığı pozisyon işte burada; Şaha kalkmış bir at, kuyruk heyecandan kabarmış, çalım atma seansları esnasındaki tahta at pozisyonu.
Yorulunca mola verdiğinde, artık güven verdiği için üzerini açık bıraktığım balık kavanozundan bol bol su içti. Suyunu hep buradan içer oldu, nede olsa taze balık suyu doğadan saf ve temiz :) Tiger hava koşullarından dolayı balkon sefası yapamadı, kuş cıvıltısı dinleyemedi ve gergindi. Sonuç olarak annemin örgü yününün bu hale gelmesinin tek sorumlusu Tiger'dan başkası değildi. Stres atmış belli ki, Allahtan Tiger'ın kredisi bol annemde:)Vaktimin çoğunu tatil organizasyonunun ulaşım bölümüyle geçirdim. Gaziantep'ten İzmir'e en uygun yol havayolu olmasına rağmen THY fiyatlarında erken rezervasyon avantajı pek yok. Sun Express firmasının bir yıldır sefer düzenlediğinden haberim yoktu. Arkadaşımın hatırlatmasıyla sitesine baktım bir tane promosyonlu bilet kalmıştı onu da ben aldım, rezervasyon yapılmıyormuş direk almak gerekiyormuş, üstelik iptal etmek, ertelemek gibi şansta yokmuş. %50 indirimle 3 ay sonrasının biletini almaya varım dedim ve SunExpress'in teklifini kabul ettim. Geriye planların aksamaması için iyi temennilerde bulunmak kalıyor.

28 Mart 2008 Cuma

BİR SOBE BİR SOBE DAHA


Bir zamanlar aynı konu üzerine mobius ve fikriminincegülü tarafından sobelenmiştim. Sobeler ardarda gelince bende aralıklarla cevaplamayı düşündüm. İşte zamanı gelen bir sobe konusu; çocuk istismarına duyarlılık göstermek amaçlı internet üzerindeki bu proje üç ana tema da toplanmış.

-Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
-Banner
-
"Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi.

-O kadar çok çocuk şarkısı zihnime hücum etti ki hangisini yazayım seçmekte kararsız kaldım. Çocukken TRT çocuk korosunun seslendirdiği san
at müziği kıvamındaki şarkıların tümünü ezberlemiştim. Repertuarımın en derinliklerinden çıkardığım bu şarkının hangi mesajı içerdiğini hala çözebilmiş değilim :) Ve bu şarkının küçük kardeşleri olanlar için söylendiğini düşünürdüm o zamanlar. Şu anda dinlediğimde ne hissediyorumu ifade edemeyeceğim çünki bu şarkı tarihe gömülmüş olsa gerek hiç bi yerde duymadımki bişey hissedebileyim :))

Minicik minicik bir can. Gözleri mercan.
Minicik minicik bir can. Ben sana hayran.
Küçük kardes, küçük kardes. Can, can, can.
Minik kardes, minik kardes. Can, can, can.
Konusmayi bilmezsin. Yürümeyi bilmezsin.
Minik bana gel desem. Gelmeyi bilmezsin.
Küçük kardeş, küçük kardeş. Can, can, can.
Ufacık tefecik başli. Gözleri yasli.
Karacık kuracık tenli. Yay gibi kaşli.
Yoruldun mu? Acıktın mi? Neden sustun?
Darıldin mi? Gücendin mi? Neden küstün?
Küçük kardeş, küçük kardeş. Can, can, can.
Minik kardeş, minik kardeş. Can, can, can


-Banner-Çocuk istismarını sadece onlara sokakta mendil sattırmak, dilendirmek, küçük yaşta evlendirmek yada kötü amaçlara yönelik kullanmakla sınırlandırmamak gerek kuşkusuz.

Çocuğun ilk ve en etkili öğretmeninin onun annesi olduğu gerçeğine göre aile içi eğitim son derece önemli. Çocuğu sadece maddeye dayalı bir hayata hazırlamak ne kadar doğru? Maneviyattan uzak bir toplumun, bu gidişle toplu bunalım geçirmesi içten bile değil. Malesef çocukları bir yarış atı gibi sınavdan sınava koştururken harcanan paralara ve vakitten nakitten yapılan fedakarlıklara paralel, onun ruh sağlığı için ne kadar çaba ve zaman ayrılıyor.

Saflığın , tazeliğin ve masumiyetin timsali çocukların zihinlerinin ne kadar öğrenmeye açık olduğu, kişiliğinin gelişiminde çocukken yaşananların ilerideki hayatlarına büyük etkileri olduğunu apaçık. Zihin öyle bir fihristeki yaşanmış hiç bir şey kaybolup gitmiyor. Bir gün bir yerde karşınıza olumlu yada olumsuz yönleriyle çıkıveriyor. Aynen son zamanlarda yaşanan anne katili gençlerin psikolojik sorunlarının, çocukluk yıllarına uzanması gibi.

Risale-i Nur'da geçen "İnsan sadece maddeden, bedenden ibaret; ruh, kalb ve vicdandan yoksun bir varlık olsaydı, ona sadece dünyevî eğitim vermekle yetinebilirdik. Oysa beden olduğu gibi ruh da gıda istiyor...." cümlesi konuyu özetliyor.

İnsan sadece bedenden ibaret değil, kalp ve ruh, hatta vicdan taşıdığına göre lütfen "Çocuk istismarını durdurun" sloganına uygun bir hareketle daha şefkatli, daha bilinçli bir şekilde çocuğun sadece maddi geleceğini değil manevi geleceğini de düşünerek ruh gıdasını eksik etmeyelim.

Listemdeki arkadaşlarımdan duyarlılık göstermek isteyenleri sobeliyorum ve tamamen insiyatiflerine bırakıyorum. Kolay gelsin.

24 Mart 2008 Pazartesi

BALTALAR ELİMİZDE

Bu aralar bloguma yazamamaktan hayıflanıyorum. Baharla birlikte yoğunlaşan günler internet hayatımı sekteye uğrattı. Post yazamadığım gibi okumaya da fırsatım olmadı. Birazdan didiklemeyi planlıyorum blogları bakayım blog halkı ne durumda.

Bugün balkonun önüne denk gelen ve Tiger'ın dalına konan kuşları seyrettiği ağacı, dalsız budaksız görünce, buduyorlar galiba diye düşündüm. İkinci kez bakışımda ağacın yere kapaklandığına şahit oldum. Can havliyle balkona fırladım, napıyosunuz siz diye cırtlak bir sesle aşağı doğru seslendiğimde, aldığım cevap Antep şivesiyle aynen şöyleydi; - " hele hös gardeşim zaten hızar makinam bozuldu"!!!???. Gülermisin ağlarmısın. Ah be adam isabet olmuş ağacı kökünden kesmeye kalkışırsan çarpılırsın işte diyecek oldum. Yere devrilen ağacın ardından "cık cık" diyebildim sadece. Yöneticinin talimatıyla kesmiş bahçevan meğer. Baharla birlikte çiçeklenen koca ağacı kesmeye yeltenen zihniyeti anlamış değilim, zaten burada olanlara eskisi kadar şaşırmaz oldum, alışıyor insan zamanla.

Dün gece 23:30 sularında deprem oluyor galiba diye fırladım yerimden, gürültü kapıya yaklaştıkça artıyordu. Daire kapısını açtım üst katta söz yada nişan nev i birşeyler varmış meğer. Antep'in hamamları türküsüyle coşan ev halkı merdivenlere kadar taşmış ve ben gecenin bi vakti ani gelişen yüksek müzik sesiyle karışık, coşkulu insan kıkırdamalarından ürkmüşüm. Bu insanlar yüzük taktıktan sonramı coşmuşlardı anlamadım, coşmanın yeri bir apartman dairesi ve geç saatler olabilirmiydi, en iyisi irdelememek çünkü anlamak zor iş.

Tiger için Mart ayı zorlu geçti. Klinik şartları uygun bir vet ten randevu almam lazım en kısa zamanda. Bu konu için bana saolsun Kedikodu blogu sahibi Nazlı çok yardımcı oldu. Yaz sıcakları gelmeden ameliyat olursa daha iyi olacak yavrucak için. Tiger'ı aıcılı günler bekliyor sonu hayırlı görünsede.

Ufukta bir kaç güneydoğu gezintisi var kısmetse. Yaz için ise, tatil organizesini bu aylarda yapmak gerekiyor, neyseki bu konuyla ilgilenen tatilden sorumlu arkadaşım bir var o ilgileniyor. Bütün kışı evde yayılarak geçiren bir insan olarak tatili hak ediyormuyum diye soruyorum kendime, bana göre haketmiyorsun diye bir serzeniş yükseliyor akıl cenahından :) ama gönül bu ferman dinlemiyor işte:) Anteplice ifadeyle " hös deym hösmey".

Ülkemde ortalık epeyce bir karışık, insanda iştah bırakmıyor bazen. Umarım güzel günler bekliyordur bizi, mamafih bu gidişat pek hayra alamet değil. Mutlu haftalar herkese.

18 Mart 2008 Salı

FIRAT NEHRİ_BİRECİK_KELAYNAKLAR

Bu iki ilçe hep karıştırlır. Bilecik mi? Birecik mi?
Artık karıştırmıyorum. Bunun için ikisinden birine bir defa gitmek yeterli. Birecik Urfa'nın ilçesi, Bilecik Bursa'nın. Kafiyesi bile yerinde nasıl karıştırılmasın.
Cumartesi günü Birecik''teydim, yalnız değildim tabi 3 kişi, ben, o ve diğeri :) İçinden Fırat Nehri'nin geçtiği Birecik, Gaziantep'e 60 km uzaklıkta. Gaziantep çıkışında otoban yoluna da girilebilir fakat normal yol da oldukça düzgün
dü, tek sorun tır ve kamyonların belli saatlerde yoğunlaşması ve yolun darlığı nedeniyle bir kamyon peşinden tırıs modunda ilerleme ihtimali :)Birecik'e gitmişken, uğruna türküler, ağıtlar yakılan Fırat kenarında kahvaltı yapmak elzemdir düşüncesiyle erkenden koyulduk yola. Nehrin demir parmaklıklar ardından görüntülenme nedeni, yolun durmaya müsait olmaması, yani seyir halinde iken çekilmiş olmasından kaynaklıdır pc'nizin ayarlarıyla oynamayınız :)
Hava muhteşem, güneş ışıldamakta gökyüzünde, kahvaltı umutları
yeşermekte yüreklerde :) Yüzlerde hafif sırıtık gülümsemelerle 45 dakikada ulaşıldı hedefe. Fırat üzerindeki köprüden geçip, sağ cenahtaki kelaynak heykelinden içlere uzanırken bizi bekleyen sevgili arkadaşlarımızı aradık. Hava güzel olmasına rağmen esen orta şiddette rüzgarın Fırat kıyısında kahvaltı yaparken bizi nehre sürükleme ihtimaline karşın kahvaltıyı evde yapacağımızın haberini verdiklerinde yüz ifademi tahmin edersiniz.
Kelaynakların dünyada sadece Birecik ve Nil vadisinde yaşadıkların
ı umarım ilk benden duymuyorsunuzdur. Nesli tükenmekte olan kelaynaklar buraya şubat ayında gelirlermiş o yüzden heykelinden başka kelaynağa rastlayamadık civarda:)
Kahvaltımızı nehir kıyısında yapamadık ama Fırat manzarası eşliğinde, hazırlanan mükellef bir kahvaltıyla telafi etmeye çalıştık. Masanın iyi manzara gören sandalyesine ben yerleştim. İşte o ucundan kıyısından yetindiğim Fırat Nehri manzarası.
Kahvaltı masası Birecik'e ait yiyeceklerle donatılmıştı. Yemekten fırsat bulup çekebildiğim bir kaç kareyi paylaşmak isterim. İşte o masadan bir kesit,Detaylara gelince; sabah kahvaltısına özel yapılan nohut tavası yörenin ilginç kahvaltı kültürünü yansıtıyor. İlk gördüğümde şaşırmıştım, nohut ve kahvaltı, hemde dışarda fırında yaptırılan bu tavanın içinde görebildiğim kadarıyla, paprika kırmızı biber, soğan, baharatlar, domates ve bol miktarda zeytinyağı var. Görüntü tıpkı Hint yemeklerini andırıyor ama lezzet muhteşem. Ben hala bu yemeğin kahvaltıda ne işi var anlam veremedim:))))Peynir doğuda çok önem arzeder. Her peynir sofraya alınmaz. Tuzla salamura yapılarak bol miktarda alınır ve aylarca tüketilir. Birecik peyniri sert fakat çok lezzetliydi özellikle börek içindeki lezzeti bambaşkaydı. İşte o peynir,

Ekmek, Gaziantep'te de gördüğüm küncülü ekmek adı verilen bir tür lavaş. Fırınlara özel olarak yaptırılan bu ekmek sıcak tüketilir. Bütün haşmetiyle sofrada yerini alan küncülü ekmek nazarlarınıza sunulur,İlgimi çeken bir başka şey üzüm reçeliydi. İçerisinde susam ve ceviz bulunan aşure görünümlü bu reçel çok hafif ve lezzetliydi. Kaşık kaşık yenesi reçelden tatlıyla pek aram olmamasına rağmen epeyce yedim.
Kahvaltı içeriği tamamını sayamayacağım kadar çeşitliydi. Kekler, börekler, çorbalar, yeşil zeytin salatası ve diğer salatalar ve daha fazlası. Gözün doysun emi diyenleri duyar gibiyim :))
İçtiğim neredeyse 50 bardağa yakın çay ve yediklerimden sonra mide fesadı geçirmedim değil:)) Üzerine kahve içtim canım merak etmeyin:))
Bütün bunların üzerine yemek duası yapmadan kalkmak olmazdı tabi. "Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız, bize gösterdiğin nimetlerin asıllarını ve menbalarını göster..........
Öğleden sonra katıldığımız seminer sonrası vakit tamamdı, şehri terketme zamanı gelmişti. 16:00 sularında yola koyulduğumuzda ne rüzgar vardı ne esinti. Hava sıcaktı ve Fırat kıyısında kahvaltı düşüncesi bir sonraki sefere ertelenmişti bile.

Güneş içime damlaya damlaya dönüş yolunda kendimi riske ederek seyir esnasında çektiğim iki yol manzarası .
---------------------------------------------------------------------------------------

Mevlid-i Şerifinizi tebrik eder hayırlara vesile olmasını temenni ederim.