GAZİANTEP'TE YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GAZİANTEP'TE YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2009 Perşembe

EVDE CEVİZ SUCUĞU YAPIMI

Evde ceviz sucuğu yapmak aslında çokta meşakkatli değilmiş. Biraz cesaret, biraz gayret bir de malzemeler bir araya getirince hem ekonomik, hem hijyenik, hem çok zevkli en önemlisi de lezzetli bir sonuç ortaya çıkıyor.


Benim ilk defa yapımına şahit ve dahil olduğum yöresel deyişle şeker sucuğu yapmak güzel bir deneyimdi. Fıstık ve fındık kullanılarak da yapılsa da benim tercihim cevizliden yana.

İçindekiler:) Ceviz (kurumamış, kuruysa nemlendirilmiş), üzüm pekmezi, su, az miktarda şeker, kabartma tozu, nişasta, un.
Malzemeler:) İğne, iplik ve askı. Taze cevizler kırılır ve bir kanadı (çeyrek) ipe dizilir. Cevizler kuru ise nemlendirilmelidir ki iğne battığında kırılma olmasın.Evde bu işlemleri yapmanın en iyi yöntemi cevizleri askıya bağlamaktır. Bağlanan cevizler kuruyana kadar bir kaç gün bekletilir.
Cevizler kuruduğunda batırma işlerimin yapılması için pekmez sulandırılarak kıvamı ayarlanır ve kaynatılır. Diğer taraftan nişasta, un, şeker, kabartma tozu (yumuşak kalabilmesi için) sulanmış pekmezden ayrılan soğuk kıvamla özleştirilir. Ve yavaş yavaş kaynayan pekmeze aktarılarak hızlı hızlı karıştırılmalıdır.
Köpürmeye başlayan kıvama aşama aşama karışım aktarılmalıdır aksi halde taşabilir.
Pelte kıvamına gelene kadar pişirilmelidir.
Dibine tutmaması için derinden ve homojen karışım sağlanmalıdır.
Köpüğü mutlaka tatmalısınız bu ayrı bir lezzettir. Hatta köpükten yapılan beyaz sucuk vardır ki kol kuvveti gerektirir ve evde yapımı sanırım henüz denenmemiştir:) İşte en zevkli tarafı; cevizlerin kıvama batırılma anı. Cevizler kıvama sıcak sıcak bir kaşık yardımıyla batırılmalıdır.
Bu işlem asıldıktan bir süre sonra bir daha tekrarlanır. Çift kat batırılma sağlanır.
Batırma işleminden sonra damlalar azalana kadar kıvam üzerinde, damlalar tamamen bitene kadar da başka bir kap üzerinde bir süre daha bekletilir. Balkona asarak kurutabilirsiniz, yağmur tehlikesine karşı içeride çamaşırlıkta da kuruyabilir. Askılar mandalla sabitlenmelidir ki kaymalar oluşmasın.
Kurutma bir hafta devam eder sonrasında yemeye hazır ve nazırdır.

Dip Not: Evde bir patiniz varsa bu işlemler sürecinde bir süre odasında yalnız kalması yararınızadır:)

14 Ekim 2009 Çarşamba

SANKO SANAT GALERİSİ ETKİNLİK

EBRU SERGİSİ

"Sudaki Sanat"

Naile Bozkurt

13 Ekim 2009 Salı Açılış: 17.30

Yer: Sanko Sanat Galerisi/GAZİANTEP

Sergi 13 - 25 Ekim 2009 tarihleri arasında gezilebilir!

1 Temmuz 2009 Çarşamba

ANTEP FISTIKLI BURMA KADAYIFI

Çıtır çıtır Gaziantep burma kadayıfı yediniz mi hiç?
Böylesi gerçekten başka yerde yok.

Geçtiğimiz günlerde şehir dışından gelen, Antepte baklava yenir dediysem de ille de künefe yemek istiyorum diyen misafirimle yolumuz Yusuf Usta'ya düştü.

Biz künefeleri beklerken yanıbaşımızda yapılan burma kadayıfın yapım aşamalarını da görüntüledik. Marifetli ellerden izlerken yapımı kolay görünüyordu ama ben evde de yapılabileceğini düşündüm.

Kadayıflar, uzun şeritler halinde katlarının arası tutamlarla belirlenmişti. Kadayıfın herhangi farklı bir özelliği olup olmadığını sordum, bildiğimiz normal kadayıf olduğunu söylediler.
Mermer üzerine uzun şerit şeklinde serilen kadayıf elle taranarak boyu biraz daha uzatılıp fazlası alınıyor, eksik görülürse ekleniyor.
Kullanılan fıstığın özelliği boz fıstık olması. Baklavada da boz fıstık kullanılıyor. Boz fıstık çekildiğinde rengi yemyeşil oluyor ve tatlılarda kullanılıyor. Gaziantep'te kesinlikle fıstık yeşilini elde etmek için tatlılarda gıda boyası kullanılmaz.
İtinayla serilen kadayıfın üzerine bol miktarda fıstık serpiliyor ve bir uçtan başlamak üzere kıvrılıyor.
İzlerken işlemler çok kolay görünüyordu. Ben denersem rezillik çıkarmı garanti veremiyorum :) cesaret eden muhakkak çıkacaktır :)
Her defasında burulan kadayıflar yağlanan tepsinin ortasından başlamak üzere yerleştiriliyor. Kadayıfın uç kısmındaki nesne ise kıvrımlar açılmasın diye konulan bir ağırlık. Son olarak üzerine kızdırılmış yani eritilmiş sade yağ dökülüp pişiriliyor. Pişirilme işlemini göremedim yalnız tahminim kadayıf ocağında bu işlem yapılıyor. Ve alt üst çevrilerek nar gibi kızartılıyor. Sade yağ kavramını ben hala anlamış değilim. Sade yağ, tereyağımıdır yoksa katı bir nevi yağ mıdır emin değilim. Emin olduğum şey margarin tarzı sıvı olmayan bir yağ olduğu ve bir çok yöresel yemekte kullanıldığı. Bir rivayete göre de bir zamanların Vita yağına verilen ad olarak aklımda kalmış. Bilen varsa bilgilendirebilir.
Afiyet olsun.

17 Nisan 2009 Cuma

ECE GÜRSEL İNSANI

Gaziantep Sanko AVM'sine sonunda kavuştu, bugün açılış gerçekleşti. Resimlerde buz pistinde kaydığını zanneden insan, Ece Gürsel. Buzda danstan sonra hiç kaymadığını belirtip pistte iki tur atıp birde buz gösterisi yapacak olan grubu anons etmek için toplamda 5 dk bile sürmeyen bu iş için kaç para verdiler merak ettim.

İtiraf etmeliyim ki güzel bir endama sahip. Lakin başka bir insan türü bu vazifeyi fazlasıyla yapabilirdi. Ülkemizde yaşanan klasik tablo işte; mankenler her işin erbabıdır:)
Buzda kayma konusunda toplamda kendisinden daha az tecrübem olmasına rağmen daha fazlasını
yapardım hemde daha ucuza:) üstelik boy farkı sadece bir kaç cm, endam daha iyi:) Teyid için aşağıdaki çarpık bacakları görebilirsiniz:)
Bu arada bir yandan bütün mağazaların ayağıma gelmesine mutlu olurken, son zamanlarda kendimi frenlememe rağmen alışveriş canavarı olmamdan kaynaklı korkularımda barizleşti tabi. Bugün e2 de izledim; alışverişe çıkıp alışveriş yapmadan dönen bir kadının terapilerin iyi sonuç verdiğine dair anlattıklarını dinledim. Bu kadar ileri vakıa olmasamda alışveriş yapmakta hiçte fena değilim. Sentetik buz pisti ile çok farklı düşündüğüm bu pisti bir an önce denemek istiyorum tabi seyircisiz tercihimdir:)

22 Haziran 2008 Pazar

BAĞ EVİ DEDİKLERİ

Gaziantep'te haftasonları geçirmek için şehre yakın beldelerde kurulu "bağ evi" adı verilen yazlık evlere akın edilir. Bir de "deniz evi" denilen yazlık evler vardır ki bunlar da Mersin, İskenderun civarında deniz gören yada denize yakın evlerdir. Bağ evi, bahçe içerisinde meyve ağaçlarının arasında genellikle yerde çim olmayan kurak topraklar üzerine kurulu kimi zaman orta halli, kimi zaman lüx şartlarda yapılmıştır. Evde balkonda mangal tüttüremeyenlerin diğer alternatifi yakın civar ormanlar olur, imkanı daha geniş olanların ise tercihi bağ evleridir. Amaç kebap yemektir yoksa yeni haftaya başlangıç için eksik adım atılmış olur:)
Bu haftasonu iki gün bağ evlerinde davetteydim. İlki mütevazi şartlardaydı. Meyve ağaçlarının ortasında kurulu bir bağ evi.
Bu gün yine bir bağ evi fakat bu defa yolu daha uzun, daha abartılı, bu manzaraya ve bu topraklara bu kadar emeğin neden verildiğini anlayamadığım bir yazlık. Doğal ortamla içiçe olabilmek için o kadar uzağa dev bir bina yapıp içinde bir iki ay yaşamak hiç bana göre değil. Yemyeşil dağlar, yamaçlar yok malesef Gaziantep'te. Şırıldayan dereler, akarsular, hiç yok. E deniz, göl, orman, okyanusta yok. Neredeyse şehirde yaşamakla orada yaşamak arasında hiç fark yok. Hatta eksileri bile var. Ben çözemedim bir türlü. Şimdi Antep'liler duruma bi açıklama getirecektir umarım:)

2 Mayıs 2008 Cuma

BEN GELDİM

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır, Mardin, Midyat, Hasankeyf yollarındaydım. Diyarbakır'da bir kaç yıl önce bulunmuştum fakat şehirden o zaman da şimdi de pek keyif aldığım söylenemez. Lakin, Mardin, Midyat ve Hasankeyf için aynı düşüncelere sahip olmadığım muhakkak. Gidip görenler bu konuda bana daha fazla katılacaklardır.

Diyarbakırda yaşayan arkadaşımın, muhteşem fedakarlıklarla yaptığı rehberlik sayesinde unutulmaz bir seyahat yaşadım. Adapazarı' ndan başlayıp Ankara'da nisan TUS una girip oradan da rotasını Antep'e çeviren karınca S ve karınca E nin de katılımıyla start aldı programımız.

Gaziantep'te baklava yenir, kebap yenir geleneğini bozmadan başlangıç yaptık misafirlerimle. İçerisinde 5 dilim şöbiyet bulunan tabak bana ait hem de bitiremeyeceğimi bile bile. Sonuç aynı; bir parça yedikten sonra kalanlar paket :)Eski çarşıya gitmişken uğranması gereken yerler arasında Almacı Pazarı var. Görüldüğü üzere Antep'e has tüm geleneksel yiyecekler mevcuttur burda. Fıstıklar, şeker sucukları, kuru dolmalıklar, baharatlar, ev salçaları, nar ekşisi... daha bir çok şey. Alışveriş yaptığımız bu yer Çelebioğulları. Alışverişi öyle ayakta değil, arka plandaki şark köşesinde, önünüzdeki bakır tepsiye bir avuç koydukları Antep fıstığı ve ikramlarla istirahat ederek yapıyorsunuz. Benimde ilk defa uğradığım yerlerden biri olan Bakırcılar Çarşısı görmeğe değermiş gerçekten. Sedef işlemeciliğinden bakır geleneksel eşyalara, ahşap gereçlerden meşhur Antep yemenilere kadar bir çok şey çok uygun fiyatlara bulunabiliyor.Gaziantep'te yukarıda zikredilenlerin dışında kale ziyaret edilebilir ve de Türkiyenin en büyük Hayvanat Bahçesi ünvanını alan hayvanat bahçesi gezintisi yapılabilir. Nerelerde yemek yeneceği konusunda burada herkes hemfikir olduğundan şehre girdiğinizde kime sorsanız aynı cevabı alırsınız:) Antep'i bu kadarla özetlemek tabi ki zor hatta imkansız. Gelipte görmek görüpte yaşamak elzemdir.

Mardin ve Midyat'ın muhteşem tarihi geçmişi, manastırları, k
liseleri, medreseleri, taş evleri, dar sokakları görülmeye değerdi. Bir sonra ki postumun konusu anlaşılmıştır herhalde :)

Şehir merkezinde yeni restore edilmiş çok nezih bir mekan mevcut. Burada küçük bir çay molası verilebilir. Hem de açık otoparkın hemen bitişiği. Tiger'ın bütün gün seyrettiği manzara. Antep'in en yeşil alanlarından biri Kavaklık Parkı.
Misafirlerimle bol oksijenli ve sağlıklı bir sabah kahvaltısı için tercihim Kavaklık oldu. İşte Tiger'ın saksı çiçeklerine verdiği zararın önüne geçilebilmesi için ev ahalisi tarafından üretilen yeni projenin bir parçası:)) Malzemeler henüz üretime geçmeden önce Tiger'ın denetiminden geçti tabi.

5 Şubat 2008 Salı

KIRMIZI ÇUF ÇUFA VEDA

Ayrılık ne zor.. Gariptir ki, ben sevmediğim insanlarla hatta nesnelerle bile ayrılırken bir derece ızdırap duyarım, her ayrılık bir vurgun gibi beni kısmen sarsar.
Bugün kırmızı çuf çuftan ayrıldım. Vedalaşmadık. Kısa sürdü ve acısız oldu herşey.

Buraya geldiğimden beri bana eşlik etmişti. Onu kabullenmem zor olmuştu ama kısa sürede alıştık gitti birbirimize. Kah yolda kaldık, kah toz bulutu olduk yollarda onunla, kar kış kahrımızı çektik birbirimizin. Ve son vazifesini de yaptı, sessizce trafiğe karıştı gitti.

Emektar sarı çuf çufuma geri döndüm bugün. Onu ihmal ettiğimin farkında olarak hasret giderelim dedim, yola çıktık yolda kaldık :) Arkamızda kırmızı çuf çuf vardı neyseki. Bize can verdi aküsüyle, son vazifesinide yapmıştı, yolumuza devam edebildik böylece. Hüzünlüydük hepimiz radyo bile bir başka telde çalıyordu bugün.

Özlemişim sarı çuf çufumu, birbirimize yeniden alışmaya çalıştık bir süre.
O da mahzundu. Nede olsa yoldaşını uğurlamıştı. Az mı yanyana vakit geçirdiler koca 1,5 yıl. Sonuçta kırmızı çuf çuf artık ellerin olacaktı. Al yazmalım, kara yazılım al çuf çufum.. :(


Hüzün içinde yaşanan mutluluk, Oğuzeli (Gaziantep ilçesi) yolunda kış ayında yaşanan bahara karışmıştı. "İşte bak" havaalanı tabelası dedi sarı çuf çuf. Bensiz geldin gittin bu yolları onca zaman, bak işte şimdi ikimizde buradayız. Kim derdiki ikimizde bu yollarda beraberiz.

Al çuf çufun yaz ayında yaptığı elim kazayla biraz sarsmıştı ve sarsılmıştı ama çabuk toparlanmıştı herşey neyseki. Acısıyla, tatlısıyla vazifesi tamamlanmıştı kırmızı çuf çufun. Ve ben bir kenarda mahzunca bekleyen sarı çuf çufuma kavuştum artık.

Hiç bir şey kararında durmuyor akıp gidiyor. Canlı cansız herşey değişime uğruyor. Bizlerin payına da gidenin ardından uğurlamak düşüyor bazen. Güle güle kırmızı çuf çuf yolun ve farların açık olsun, seni unutmayacağım :(

25 Ekim 2007 Perşembe

ANTEP'TEN BİR ŞEHİT GEÇTİ




Salı günü Ulu Cami de kalabalık insan seli ile uğurlandı şehit "Kahrolsun PKK" sesleri eşliğinde ve dualarla. Yer gök kıpkırmızıydı bayraklarla. Trafiğin alt üst olmasına ilk defa gerilmedim. Bir parça E-5 trafiğini hatırlattı bana bir kez daha hüzünlendim. E-5, çevreyolu...
PKK yı adi bir canavar gibi hareket etmeye yönelten çok sebep var denir. Yok yahudiler, yok bölünmemizde menfaati olan diğer devletler, yok Irak. Peki bu vatan topraklarında yaşayan ve ekmeğini yiyen, okulunda okuyan, kurumunda çalışan hainlere ne demeli. Haklarını aramak için dağlara çıkmanın, adileşmenin, hainleşmenin yolunu inlerde arayanlara, beyinleri gelişmemişlere ne demeli. Onları elleriyle, dilleriyle, kalpleriyle destekleyen sapıtmışlara ne demeli. Aramızda ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar bilirsiz, biliriz, rastlamışsınızdır. Onlarda en az dağdakiler kadar suçlu ve azılı katiller.
Tek teselli var oda; küçük meseleler küçük mahkemelerde, büyük suçlar ise büyük bir mahkemede halledilir. Dünyada yeterince cezanızı bulamasanız bile muhakkakki ebedi alemde bulacaksınız, en büyük mahkemede. bakalım hainliğinizin size ne faydası olmuş. Çok yazık henm dünyada olmayacak hemde ebediyette. Bu, güneşin aşikarlığı kadar nettir.



Başka söze ne gerek son söz kafidir;


"Zalimler için yaşasın Cehennem"

23 Ekim 2007 Salı

GAZİANTEP'TE YAŞAM (II)


YEMEKLERİ;
Antep yemekleri başlı başına geniş bir kültürdür. google'a Antep kelimesini yazdığınızda %99 yemek içerikli siteler çıkar. Kebap, Antep'te olduğu kadar hiç bir memlekette menüye bu kadar sık girmemiştir. Pazar günleri kebap fix menüdür. Her balkonda mangal yada barbekü kendine ayrılan yerinde hazırol şekilde beklemektedir. Tavuk kebaptan sayılmamaktadır tatmin edicide bulunmaz. Şiş kebap, patlıcan kebabı, soğan kebabı revaçtadır. (%100 Koyun eti kullanılmalıdır)

Hemen her türlü yemeğe et girmelidir, yoğurtlu yemekler dahil. Sebze yemekleri etsiz pişirilmez pişirilirse yenmez. Kendi tabirleriyle dışarılıların yemekleri ise hiç yenmez. (dışarılı; antepin hariçindeki diğer memleketler uzaylılar dahil :) Yemek yapmak bir şölendir hele birde davetlerde, bayramlarda, özel günlerde.
Antep dışında baklava yiyenler baklava yediklerini zannetmesinler. Yedikleri sadece şerbetli bir tatlıdan ibarettir. İtiraf etmeliyimki gerçek baklava Gaziantep'te yenir, gerçek kadayıf burada tadılır. Sütlacı bile zerde denilen sütsüz pirinç tatlısıyla sunarak farklılık oluşturmuşlardır. Dedim ya yemek burada bir şölendir, bu yüzden zayıf kalabilenlere hasta gözüyle bakılır, beslenememiştir. Yuvarlama bir antep icadıdır başka bir yerde rastlanamaz, zaten Antep halkından başka hiç bir halk toplanıp saatlerce nohuttan daha küçük boyutta toplar şeklinde yuvarlama yuvarlamaz. Bayramlarda buraya has bir çeşit kurabiye yapılır baklava evde açılmaz hazır alınır. Bayramlarda sabah kahvaltı yerine çok ilginçtir ki pirinçten yapılmış yuvarlama ile pirinç pilavı yenir. Olurda yuvarlama yeme fırsatınız olur sakın olaki yuvarlamaya çorba terimini kullanmayın. Saatlerce uğraş verilen bu yemeğe çorba demek küstahlık addedilir.
İnce bulgurdan yapılan yoğurularak yapılan bir sürü kısır türü vardır. Buna köfte denilir ve acı ve salça sevenler için çok lezzetli bir yiyecek türüdür.
Yemek çeşitleri hem zengindir hem lezzetlidir ama önce alışma süreci geçirmeniz gerekir çünki damak lezzeti çok farklıdır. (aşırı ekşi, arşırı acı, aşırı salçalı, aşırı yağlı)
Dolma neredeyse gün aşırı ve bir kazan yapılan milli bir yemek haline gelmiştir. Helede kuruluklardan yapılan dolmalar çok lezzetlidir. Antep dolması yemeyenler bence çok şey kaybediyorlar.
Yemeklerin bir kaç tanesinden bahsedebildim aksi halde sayfalar sürebilirdi.
Şimdi bu yemeklerden yemeyip de insanlar Antep'te nasıl ince kalabilirler?





20 Ekim 2007 Cumartesi

GAZİANTEP'TE YAŞAM (I)

Özkültürlerine tavizsiz bağlı memleketleri Hindistan, Japonya, Çin vs olarak biliriz ama ben listeye bir memleket daha eklemeliyim o da Gaziantep. Yaşam tarzları tamamıyla diğer illere açıkara fark atar bence. Gezmeleri, yemekleri, doğumları, düğünleri, cenazeleri, temizlikleri, giyimleri dahil olmak üzere kendine özgü kural kaideleri vardır. Bu geleneksel yapıyı yaşatanlar çoğunluktadır. Eklenecek çok şey olabilir ama bu kısaca dışardan gözlemlerimle sınırlıdır. Karşı gelenler ise şiddetle kınanır :)

LİSAN
Lisanları, Antep ağzı denilen bir lehçe olup ilk duyanlar anlamakta zorluk çekebilirler. Yolda gördüğünüz oldukça şık ve süslü bir bayandan duyacağınız şive sizi şaşkına çevirebilir. Şive yaygın olarak kullanımdadır.
öR;

-Kele bacım Heyriyenin oğlu netmiş biliyn mi?
- Be' kele heyr işşallah
-Yıraak ola. aha beyyle gollarından omuzuna döğme yaptırık
-Başıma daş, kiş kiş ola onu nerden akıl edik kele, gençlerede heç höküm geçmey
(gerçek bir diyalogtur)

GİYİM KUŞAM
Güzelce giyinip tesettüre! bürünen evli bir bayanın dudağındaki kıpkırmızı bir ruj da buraya has bir kültürdür!.
Ten hangi renk olursa olsun saçlar hep sarıdır. Meç denilen bir moda vardır. Sanırım şimdinin röflesi. Evlenecek kızlara hemen meç yaptırılır bundada yaş sınırı yoktur çünki meç güzelliğe güzellik katar. Boylar standart 1.55, kilo ise boy kilo oranının normal rakamının kesin iki katıdır. Normal olanda budur buraya göre çünki gözler buna alışmıştır zayıf uzun boylu insanlara ise acıyarak bakılır. Bu denli zayıf olmasının nedeni maddi veya manevi bir hastalığa dahi dayandırılabilir Allah korusun. Anlaşılacağı üzere ideal boy ve kilo kavramı burada tamamen bilinenin aksinedir. Boncuk ve pul piyasasının yüzde ellisi bu memlekette kullanılıyordur. Hatta hazır alınan eteklere ceketlere dahi hemen boncuktan puldan çiçekler yapraklar işlenir hemen pırıltılı hale getirilir. Tabi bu ev hanımlarında daha yaygındır. Pantolon vücut ölçüleri dikkate alınmaksızın giyilebilir. Düşük bel, kot yada kapri. Önemli olan yakışması değildir pantolon giymektir. Hatta pantolon burada tabu haline getirilmiştir nede olsa kilo ve basen sıkıntıları yoktur!.
Ev gezmelerinde ayakkabı ve terlik kışın tamamen demodedir çünki çizme (in) olmuştur. Bir kaç saatlik altın günlerine kocaman çantalarda çizme götürülür ve giyilir. Topuklu olması makbuldür yaş sınırı önemli değildir, topuklu olmalıdır. Ev gezmelerine saçlar(sarı) ya fönlü yada bigudi ile lüleleşmiş olarak gidilir, makyaj yapılır. Helede yeni evlenmişse kayınvalide tarafından alınan kürkü giymeli, mümkün olduğunca renkli makyaj yapılmalı, altınlar ise şangırdayacak şekilde ne var ne yok ise hepsi kola ve boyna takılmalıdır.