GERÇEK DEĞERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GERÇEK DEĞERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2008 Salı

ORUÇ AÇ KALMAK DEMEK DEĞİLDİR


"Ramazan'ın ilk gecesinde Cennet ve sema kapıları açılır da, Ramazan'ın son gecesine kadar kapanmaz"

Hadisi-i Şerif

Oruç, insanın hem şahsi hayatının hem sosyal hayatının tanziminde rol alan mühim bir İlahi emirdir.

Cenabı Hak yeryüzünü muhteşem nimetlerle süslemiş ve nazarlarımıza sunmuş olmasına karşın gaflete dalışlarımız yüzünden bazen o nimetlerin şükrünü yeterince yerine getiremiyoruz. Oruç bir yönüyle bize bu nimetlerin kıymetini daha iyi hissetmemizi sağlıyor.

Sosyal hayata baktığı yönüyle oruç insana yardımlaşmayı, merhameti, hoşgörüyü, şefkati öğretir.

Oruç, geçici ve kısa dünya hayatında uzun ebedi bir hayatı kazandıran manevi bir ticarettir.

Yaratanını tanımak isteyen nefsin gurur ve kibri en iyi oruçla kırılır. Nefis, aczini ve zaafiyetini en güzel oruçlar anlar.

Oruç, maddi ve manevi bir perhizdir.
Risale-i Nur

"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyamet Gününde yalnız oruçlular girer. Onlarla birlikte başka kimse giremez. Nerede oruç tutanlar? diye çağırılır ve oruç tutanlar oradan Cennete girdirilir. Snuncusuda girdi mi, artık kapı kapanır ve o kapıdan kimse giremez."
Hadis-i Şerif


16 Ağustos 2008 Cumartesi

BERAT KANDİLİ

Sene içinde kudsi bir çekirdek hükmünde olması itibariyle, kadir gecesi kudsiyetinde olan ve 50 senelik ibadet ömrünü kazandırabilen Berat Kandilinizi tebrik eder hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

1 Haziran 2008 Pazar

MAL BEYANI

Sevgili Nalan'dan gelen "Mal beyanı" konulu sobede, aklıma ilk gelenler; canım kedim Tiger, ailem, tasım tarağım, dertli bağlamam, ömrüm boyunca yaptığım alışverişlerden hiç bir yere sığdıramadığım giysilerim, mücevheratım!, ferrarim!, Miami deki villam!, Bodrumdaki yatım!, sergüzeşti hayatımda bana iyi-kötü hayat dersleri verdirmeye vesile olan insanoğulları, kısacası back raundum vs. oldu.
Baktım ardı arkası gelmiyor. Düşündüm; bunların bana kabir kapısına kadar arkadaşlık edebileceğini ve kabrin öbür tarafında pek essassız olduklarını ve her geçen günle birlikte beni beklemekte olan kabri hatırlayıp, duygulu bir düşünce sürecinde aşağıdaki sıralamanın daha akılcı olduğuna karar verdim.

1-Ömür sermayem; Hayatım, vücudum, kaşım, gözüm, elim ayağım... yokluğunda tarifi imkansız ızdırapların yaşanacağı, varlığıyla şükrünü ömrümce hakkıyla yerine getiremeyeceğim, birini dahi dünyalara değişmeyeceğim azalarımla beraber, ömür sermayemi cenneti kazanmaya vesile kılma hedefim.2-Akıl Sermayem; Risalelerde geçen "Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme" düsturuna paralel olarak dünya gözüyle maddi eserlerin ahiret için fayda vermeyeceğini, ebedi saadeti kazandıracak değerleri ve her hal üzere yaşama sevincimi kaybetmememi, idrak etmemi sağlayan akıl sermayem.
3-İnancım; Kabir kapısına ağlayarak değil gülerek girme müjdesine vesile olan inancım ve onun doğrultusunda ibadetlerimle sonsuz rahmetine sığınacağım Rabbim.
4-Dualarım; "Eğer Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var" ayetinin sırrıyla daimî bir surette dergâh-ı İlahiyeye iltica edip niyaz edişlerim.

5-Sabrım; "Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir"ayetine dayanarak sabrı bir anahtar olarak görüp teslim ve tevekkülle hadiselere mukabele edebilmem.
Bunlar varsa zaten herşeyim var demektir.

Sobelemeyi unuttum yine. Neyse çok geç olmadan bir kaç kişi sobeleyeyim hemen; Mobius ve Umar'ı sobeliyorum ve haberdar etmeye gidiyorum :)

28 Mart 2008 Cuma

BİR SOBE BİR SOBE DAHA


Bir zamanlar aynı konu üzerine mobius ve fikriminincegülü tarafından sobelenmiştim. Sobeler ardarda gelince bende aralıklarla cevaplamayı düşündüm. İşte zamanı gelen bir sobe konusu; çocuk istismarına duyarlılık göstermek amaçlı internet üzerindeki bu proje üç ana tema da toplanmış.

-Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
-Banner
-
"Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi.

-O kadar çok çocuk şarkısı zihnime hücum etti ki hangisini yazayım seçmekte kararsız kaldım. Çocukken TRT çocuk korosunun seslendirdiği san
at müziği kıvamındaki şarkıların tümünü ezberlemiştim. Repertuarımın en derinliklerinden çıkardığım bu şarkının hangi mesajı içerdiğini hala çözebilmiş değilim :) Ve bu şarkının küçük kardeşleri olanlar için söylendiğini düşünürdüm o zamanlar. Şu anda dinlediğimde ne hissediyorumu ifade edemeyeceğim çünki bu şarkı tarihe gömülmüş olsa gerek hiç bi yerde duymadımki bişey hissedebileyim :))

Minicik minicik bir can. Gözleri mercan.
Minicik minicik bir can. Ben sana hayran.
Küçük kardes, küçük kardes. Can, can, can.
Minik kardes, minik kardes. Can, can, can.
Konusmayi bilmezsin. Yürümeyi bilmezsin.
Minik bana gel desem. Gelmeyi bilmezsin.
Küçük kardeş, küçük kardeş. Can, can, can.
Ufacık tefecik başli. Gözleri yasli.
Karacık kuracık tenli. Yay gibi kaşli.
Yoruldun mu? Acıktın mi? Neden sustun?
Darıldin mi? Gücendin mi? Neden küstün?
Küçük kardeş, küçük kardeş. Can, can, can.
Minik kardeş, minik kardeş. Can, can, can


-Banner-Çocuk istismarını sadece onlara sokakta mendil sattırmak, dilendirmek, küçük yaşta evlendirmek yada kötü amaçlara yönelik kullanmakla sınırlandırmamak gerek kuşkusuz.

Çocuğun ilk ve en etkili öğretmeninin onun annesi olduğu gerçeğine göre aile içi eğitim son derece önemli. Çocuğu sadece maddeye dayalı bir hayata hazırlamak ne kadar doğru? Maneviyattan uzak bir toplumun, bu gidişle toplu bunalım geçirmesi içten bile değil. Malesef çocukları bir yarış atı gibi sınavdan sınava koştururken harcanan paralara ve vakitten nakitten yapılan fedakarlıklara paralel, onun ruh sağlığı için ne kadar çaba ve zaman ayrılıyor.

Saflığın , tazeliğin ve masumiyetin timsali çocukların zihinlerinin ne kadar öğrenmeye açık olduğu, kişiliğinin gelişiminde çocukken yaşananların ilerideki hayatlarına büyük etkileri olduğunu apaçık. Zihin öyle bir fihristeki yaşanmış hiç bir şey kaybolup gitmiyor. Bir gün bir yerde karşınıza olumlu yada olumsuz yönleriyle çıkıveriyor. Aynen son zamanlarda yaşanan anne katili gençlerin psikolojik sorunlarının, çocukluk yıllarına uzanması gibi.

Risale-i Nur'da geçen "İnsan sadece maddeden, bedenden ibaret; ruh, kalb ve vicdandan yoksun bir varlık olsaydı, ona sadece dünyevî eğitim vermekle yetinebilirdik. Oysa beden olduğu gibi ruh da gıda istiyor...." cümlesi konuyu özetliyor.

İnsan sadece bedenden ibaret değil, kalp ve ruh, hatta vicdan taşıdığına göre lütfen "Çocuk istismarını durdurun" sloganına uygun bir hareketle daha şefkatli, daha bilinçli bir şekilde çocuğun sadece maddi geleceğini değil manevi geleceğini de düşünerek ruh gıdasını eksik etmeyelim.

Listemdeki arkadaşlarımdan duyarlılık göstermek isteyenleri sobeliyorum ve tamamen insiyatiflerine bırakıyorum. Kolay gelsin.

8 Şubat 2008 Cuma

HEBELE HÜBELE


Bu günlerde kafamı, gözümü çevirdiğim her yerde bangır bangır, yüksek derecede hararetle tartışılan uzun süredir gündemde olan malum konu türban tartışılıyor.
Bu konudan blogumda bahsetmeye hiç niyetim yokken az önce kararımı verdim ve ahada bende yazıyorum:))

Sabah tv yi açıyorum.. olur olmaz bir kaç insan oturmuş hop o dala, hoooop bu dala atlaya zıplaya türban konusunu tartışıyorlar. Hatta bir zamanlar magazin programları sunan pek bilmiş ve bilgiç magazinciler bile, bir yetkili bir yetkisiz ağız davet etmişler ortayada beşamel soslu Zekeriya Beyaz almışlar hebele hübele haydada huyda, konu türban, altından girelim üstünden çıkalım, bardağa su koyulur, ya suya bardak koyulurmu cinsinden olaya mantıksız bakış açılarıyla dolu reyting reyting....

Öğlen nete giriyorum, ipini koparanlar insanın bu kadarda olmaz dediği, inanılmaz iddia ve hakaretlerle konuya dahil olmuşlar. Belki hayatında başörtülü insanla oturup kalkmamış birileri hatta bir gay dahi kendince yorumlarda bulunmuş türban ve türbanlılar hakkında.

Akşam tv si haberler için kumandanın düğmesine dokunuyorum. Siyasetçiler çıkmışlar meydane, ayakta apaçık oturum yapıyorlar. Tükürükler saçarak, alt dudağı neredeyse masaya değecek gibi sinirden köpürüp bütün bedeni tir tir titreyen bir amcamız! laiklik adına düelloya çıkmış hürriyet teraneleri yayımlıyor aklı sıra. Hürriyeti başkasının hürriyetini elinden almakta kısıtlamakta biliyor hernedense.

Ülkem insanıyla sokak röportajları yapılıyor bir başka kanalda. Göz kararı seçilmiş konuşurken dünya gündeminden bihaber oldukları anlaşılan tipitip ablalar abiler hönküre hönküre kafa göz yararak bir şeyler söylüyorlar. Şişman bir teyze yanında göbekli amcayla koro halinde bağırıyor arkadan, açız aççç, gündem türbanmış, özgürlükmüş, hürriyetmiş bize neee, biz açız, emekliyiz.. Yahu siz aç olsanız ne yazar, hamur olsanız sizden bölünerek 5 adam çıkar hala açız diyorlar.

Bırakalım başörtünün dinin emrettiği boyutunu hiç tartışmayalım, başkasının özgürlüğünün kısıtlanmasıyla mutlu olan, başkasının hayatına, geleceğine mal olan engellemeleri umursamayan, fikir, dil, din, yaşam ve tercih ayrılığı olsada yanıbaşındakini sevip tahammül göstermeyen, vicdanı kör, ruhu paslanmış bir insan topluluğu var aramızda.

Öte yandan ağzını gözünü kapatıp üniveristenin kapısı önünde kameralara show yapan, sapı samanı birbirine karıştıran ve demokrasi ve cumhuriyet rejimini kafir rejimi diye nitelendirip propaganda yapıp aşırılıklarıyla savundukları ilkeye ne kadar zarar verdiğinden bile bihaber insancıklar var bir köşede.

İtidal, yani orta yol, ifrat ve tefride kapılmamak, yani aşırılıklarda uç noktalarda gezinmemek hedefimiz olmalı. Ruhu hür, vicdanı hür, demokrasi çatısı altında dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapılmadan, giydiğine, yediğine içtiğine tercihlere saygı çerçevesinde yaşamın, hem ülkeyi hem toplumu feraha ve huzura eriştireceği bilincine varılmalı tez zamanda.

Yüzde 1,5 insanın problemi denilerek küçümsenen bu mesele, değil yüzde 1,5, bir insana bile yapılan bir haksızlık olsa demokrasinin dolayısıyle insanlığın dramı değilmidir. Ne yazıkki bana dokunmayan yılan bin yaşasın, benim dünya görüşümden olmayanları ve benim yaşam tarzımı benimsemeyenleri görmezden gelip bide onları evlerine kapatalım, yoksa bunlar bize ya zarar verirse gibi yersiz düşüncelere sahip kesimlerin maksadı, üzüm yemek değil bağcıyı dövmek nevinden apaçık. Genelde ön yargılı çoğunluklada tahammülsüz ve hoşgörüsüz bir görüş çığır açarak büyüyor yazık!

Azınlık çığlık atıyor, bizim düşüncelerimiz hiçe sayılıyorrr, bunu yapamazsınızzz. Azınlığın dediği şu; çoğunluğun dediği olamaz, çoğunluğun içindeki azınlığında hakkı savunulamaz, bide ne dedikleri belli olsa. Bu düşüncede olanlara insiyatif bir saatliğine teslim edilse tez elden giyotinler kurulur ilk fırsatta alfabetik sıraya göre liste yapılır diye düşünmekten alamıyor insan kendini.

Sonuçççç; rejim tehlikesini bahane edenler! Bu devlet bu yargı bu anayasa, kurum ve kuruluşlar toplumun ferahı, huzuru denetimi için varlar. Rejimi tehlikeye sokanları ayıklamakta en tabi görevleri değilmidir. Hırsız hırsızlık esnasında kırmızı giymişse, bütün kırmızı giyenler mahkum edilebilirmi? kırmızı renk yasaklanabilir mi? hayatımızdan çıkarılabilirmi?
Yada PKK'lılar çoğunluğu kürt kökenli ise, bütün kürt vatandaşların hakları ellerinden alınabilir mi? hepsine terörist denilebilirmi? Buna göre potansiyel rejim suçlularının cezasını kimler ödemeli? Herkes mi? Yüzde 1,5 mi? Kim?

Bir gemide bulunan 100 insandan 99'u cani, bir tanesi masum olsa dahi, geminin tamamı batırılabilir mi? Bu hangi hak hangi hukuk hangi özgürlük düşüncesine dayandırılabilir?

Ne çok yazmışım ne çok soru sormuşum yahu:)))

En Dip Not: Resimdeki kişiyi tanımakta ben çok zorlandım ya siz?

24 Ocak 2008 Perşembe

KİRLENDİ DÜNYA

Dünya iyiden iyiye kirlenmeye başladı. Hava, deniz, kara kirliliğinden bahsetmiyorum o apayrı bir konu. İnsan kirliliğinden bahsediyorum. İnsanoğlunun elini değdirdiği yerlere bir hal oluyor. Teknolojiyi hayırdan ziyade şerre kullanmayı tercih eden insanlar her geçen gün artıyor.

Her yerde olduğu gibi blog dünyasındada bu kirli insanlardan mevcut. Bloglardan alınıp izinsiz kullanılan resimlere, yazılara sık sık rastlar olduk. Desertwind- Nalan'ın en son başına gelenler gibi mesela. Evime hırsız girmiş gibi hissettim diyor, çok doğru bir anlatım, gibisi de fazla, resmen hırsızlık. Bu konunun benzeri daha önce benimde başıma gelmişti o yüzden çok önemsiyorum.

İnternet dünyasını isteyen istediğini gibi hareket edebileceği, hoyratça sorumsuz kuralsız davranabileceği bir ortam zannedenler iyice çoğalmaya başladı anlaşılan. Bunu yapanların iç dünyalarında sorunları olan insanlar olduğunu düşünüyorum. Üretemeyen, başkasını emeğine hakkına tevacüz edebilen insanlar. Böyle bir davranış şekli düpedüz hırsızlıktır.

Hak, hukuk konusunda bir çok kanun kural var. Diyelim ki hukuk kurallarından bir şekilde kaçtınız yada sizden kimse şikayetçi olmadı gereken payınızı alamadınız. Peki ya kul hakkının manevi yönü, hiç düşünülüyor mu?

Önemli bir konu kul hakkı, üzerine çok söz söylenebilir ama hakkın küçüğü büyüğü, gerçeği sanalı, maddisi manevisi olmadığına göre bu konuyu hafife almayı düşünenlere karşın aklıma gelen şu Ayet-i Kerim'e ile son cümleyi sarfetmek istiyorum.

"Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür
(karşılığı verilecektir),
Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür
(karşılığı verilecektir)"

Zilzal Suresi 7-8

6 Ocak 2008 Pazar

BİZİ KİM, NE KURTARIR?


Bugün, Üniversite Hastanesi'ne hasta ziyaretine gittim. Plastik Cerrahi bölümüne geldiğimde upuzun koridorun en son odasına ilerlerken, koridora bakan duvarı tamamen cam olan bir odanın önünde kalakaldım. Filmlerde gördüğüm sahnelerden bir tanesi yaşanıyordu. Üç beş doktor hastanın başında kalp masajı yapıyorlar ve yorulan bir diğerine devrederek hastayı geri döndürmeye çalışıyordu. Ardından elektro şok verildi yine olmadı, olmadı. Öylece kalakaldım, insanoğlunun ne kadar aciz bir mahluk olduğuna bir kez daha şahitliğim oracıkta gerçekleşiyordu. Ayaklarım bulunduğu yere çakılırken gözümün önünde hayata dönderilmeye çalışan cesetin yerine bir an kendimi koydum. Ruhum cesetten ayrılıp tepeden olan bitene bakmaklığım sergilendi karşımda. Bir gün bende bunu yaşayacağım kaçış yok dedim içimden. Her nefis ölümü tadıcıdır bunu biliyoruz ama hiç ölmeyecek gibi duruşumuz neden?

Malesef Azrail az önce oradaydı ve çabalar sonuçsuz kaldı, o geri dönmedi, ebedi mekana çoktan göçmüştü. Koşar adımlarla yaklaşan bir gencin ayak seslerine irkildim. Başınsağolsun denildi etraftan ve oracığa, duvara dayandı, omuzları düştü, başı yerde, yüzünde derin bir acı ifadesi, anneciğinin ölümünü böyle karşıladı soğuk bir hastane koridorunda.

Yıllarca yatalak olup yaralardan vücudu delik deşik olan insanların yüzündeki acıyı gördüm orada. Farkımız ne idi? Küçücük bir fonksiyon eksikliği onları yatağa bağımlı kılmıştı. Ne kadar da aciziz küçücük bir mikroba koca bedenimiz yenilirken, kendimizi hala nasıl yenilmez hissedebiliyorduk.

Her geçirdiğim günün kabire beni biraz daha yaklaştırdığını düşündüm. Ölüm her an ensemde bekliyor, belki bugün, belki yarın, belki daha yakın. Ölümden kurtuluş yok ise, çaresi olmalı...

Sizce bizi ne kurtaracak? Bütün ömür çalışıp çabalayıp dayadığımız döşediğimiz evimiz mi, hoşça vakit geçirip eğlendiğimiz dostlarımız mı? Annemiz babamız kardeşlerimiz mi? Kariyer peşinde koştuğumuz işimiz mi? Uğruna herşeyi yakıp yıktığımız ideallerimiz mi? Sizce bizi kim kurtaracak?



9 Aralık 2007 Pazar

DUA EDERMİSİNİZ....?

Praying Hands..

Dua etmeyenimiz varmı? Pek tabiki yoktur. Neden dua ediyoruz? kendimiz için..? kedimiz için..? ailemiz için? başarımız için..? hiç bitmeyen ihtiyaçlarımız için..? sağlığımız için..? Her insanın öncelikleri vardır muhakkak.

Duanın sadece el açıp yalvarmaktan ibaret olduğunu bilenler yanılıyor olmalılar.
Çalışmakta bir nevi duadır. Evet evet, çalışmak yani sebepleri bir araya getirmek için çalışmak ve neticeyi beklemek bir duadır.
Ve dua etmek en büyük ibadettir. Çünki dua kul olduğunu bilmektir. Ben kulum senden başka gidecek kapım yoktur demek, aciz olduğunun farkına varmak, sesinin işitildiğini, kalbinin en derinindeki en ufak bir arzuyu bileni bilmek ve yüce yaratıcıyı idrak etmektir.
Dua bir terapidir. İnsanı manen rahatlatan bir nevi tedavidir. Yalnız olmadığını bilmek herşeyin diziginini elinde bulunduran bir güçün varlığını hissetmektir.
"vermek istemeseydi istemek verirmiydi" diyor üstad. İstemekte bir nevi ibadettir.

Peki duamızın kabul edildiğini bazen anlamayabilirmiyiz. Risaleden aynen aktarıyorum:

Üçüncü Nükte Dua-yı kavlî-i ihtiyarînin makbuliyeti, iki ci-hetledir: Ya ayn-ı matlubu ile makbul olur; veyahut daha evlâsı verilir. Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. "Duası kabul olunmadı" denilmez. "Da-ha evlâ bir surette kabul edildi" denilir. Hem Bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. "Duası reddedildi" de-nilmez. Belki, "Daha enfâ bir surette kabul edil-di" denilir, ve hâkezâ... Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir. Biz Ondan iste-riz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. "Tabip beni dinlemedi" denilmez. Belki âh ü fizârını dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi.

Ortalama 60-70 yıllık dünya hayatımız ve maksatlarımız için dua ediyoruz ya ölüm ve ötesi için duamız varmı?

Hak vaki olduğunda karanlık ve koyu bir toprağın altında bizi yapayalnız bırakıp gittiklerinde ne yapacağımıza dair bir fikrimiz varmı? Bizi ne kurtaracak kim yardım edecek bir fikrimiz varmı?

Annenin evladını dahi gözü görmediği o haşir(diriliş) meydanında elimizden bizi kim tutacak bunu hiç düşündük mü?

Bırakalım siyaseti Ali yi Veli yi ölüm ve ötesi için dünyada ne ektik ne biçtik muhasebe yapıyomuyuz hiç?

Ölüm yokluk değil, hiçlik değil sadece bir terhis teskeresi, bir mekan değişimi, ebedi hayatın başlangıcı gerçeği değilmidir ?

Mevlananın dediği gibi ölüm benim düğün günüm diyebiliyormuyuz?

Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısına her geçen gün yaklaşıyoruz ve madem ömür sermayemiz için hiç bir garantimiz yok o zaman buyrun bu gerçekle yaşamaya ve hayatımızı bir daha gözden geçirmeye.

Bana bu bakış açısını kazandıran Risale-i Nur'a ve müfessirine duayla..

16 Ekim 2007 Salı

TERÖRLE MÜCADELE KAHRAMANLARINA DESTEK KAMPANYASI




KAHROLSUN PKK, KAHROLSUN PKK DESTEKÇİLERİ, KAHROLSUN PKK TARAFTARLARI
ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!


http://www.haberturk.com/ sitesinin şehit aileleri için başlattığı destek kampanyası na katılın.


BAĞIŞ İÇİN:


Turkcell ve Avea kullanıcıları 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5610'ya mesaj gönderin.

Vodafone kullanıcıları, 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5630'da mesaj gönderin.




BANKA İLE BAĞIŞ İÇİN HESAP NUMARALARI:


ZİRAAT BANKASI - İSTANBUL ŞUBESİ YTL Hesabı 343434 - 5001 DOLAR Hesabı 343434 - 5002 EURO Hesabı 343434 - 5003

İŞ BANKASI - BEYOĞLU ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 1011 )YTL Hesabı 171 65 83 Euro Hesabı 332 11 70

GARANTİ BANKASI - YENİBOSNA ÇARŞI ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 531 )YTL Hesabı 668 97 98

YAPI KREDİ BANKASI - MERKEZ ŞUBE YTL Hesabı 2013 2013 FİNANSBANK – GÜNEŞLİ ÇARŞI ŞUBESİ YTL Hesabı 165 806 86 EURO Hesabı 165 806 88



"Zalimlere asla meyletmeyin. Aksi takdirde cehennem ateşi size dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım görmezsiniz." (Hud: 113)