
Bugün, Üniversite Hastanesi'ne hasta ziyaretine gittim. Plastik Cerrahi bölümüne geldiğimde upuzun koridorun en son odasına ilerlerken, koridora bakan duvarı tamamen cam olan bir odanın önünde kalakaldım. Filmlerde gördüğüm sahnelerden bir tanesi yaşanıyordu. Üç beş doktor hastanın başında kalp masajı yapıyorlar ve yorulan bir diğerine devrederek hastayı geri döndürmeye çalışıyordu. Ardından elektro şok verildi yine olmadı, olmadı. Öylece kalakaldım, insanoğlunun ne kadar aciz bir mahluk olduğuna bir kez daha şahitliğim oracıkta gerçekleşiyordu. Ayaklarım bulunduğu yere çakılırken gözümün önünde hayata dönderilmeye çalışan cesetin yerine bir an kendimi koydum. Ruhum cesetten ayrılıp tepeden olan bitene bakmaklığım sergilendi karşımda. Bir gün bende bunu yaşayacağım kaçış yok dedim içimden. Her nefis ölümü tadıcıdır bunu biliyoruz ama hiç ölmeyecek gibi duruşumuz neden?
Malesef Azrail az önce oradaydı ve çabalar sonuçsuz kaldı, o geri dönmedi, ebedi mekana çoktan göçmüştü. Koşar adımlarla yaklaşan bir gencin ayak seslerine irkildim. Başınsağolsun denildi etraftan ve oracığa, duvara dayandı, omuzları düştü, başı yerde, yüzünde derin bir acı ifadesi, anneciğinin ölümünü böyle karşıladı soğuk bir hastane koridorunda.
Yıllarca yatalak olup yaralardan vücudu delik deşik olan insanların yüzündeki acıyı gördüm orada. Farkımız ne idi? Küçücük bir fonksiyon eksikliği onları yatağa bağımlı kılmıştı. Ne kadar da aciziz küçücük bir mikroba koca bedenimiz yenilirken, kendimizi hala nasıl yenilmez hissedebiliyorduk.
Her geçirdiğim günün kabire beni biraz daha yaklaştırdığını düşündüm. Ölüm her an ensemde bekliyor, belki bugün, belki yarın, belki daha yakın. Ölümden kurtuluş yok ise, çaresi olmalı...
Sizce bizi ne kurtaracak? Bütün ömür çalışıp çabalayıp dayadığımız döşediğimiz evimiz mi, hoşça vakit geçirip eğlendiğimiz dostlarımız mı? Annemiz babamız kardeşlerimiz mi? Kariyer peşinde koştuğumuz işimiz mi? Uğruna herşeyi yakıp yıktığımız ideallerimiz mi? Sizce bizi kim kurtaracak?