14 Ekim 2009 Çarşamba

SANKO SANAT GALERİSİ ETKİNLİK

EBRU SERGİSİ

"Sudaki Sanat"

Naile Bozkurt

13 Ekim 2009 Salı Açılış: 17.30

Yer: Sanko Sanat Galerisi/GAZİANTEP

Sergi 13 - 25 Ekim 2009 tarihleri arasında gezilebilir!

26 Eylül 2009 Cumartesi

ENİNE BOYUNA TIGER

Tiger'ı farklı kılan bariz özelliklerinden birisi de; yüz ifadesidir. Hatta bundan etkilenen Tiger'ın çocuk hayranlarının bir kısmı onun konuşabildiğini benim de tamamıyla anladığımı düşünüp "miyav dedi, ne dedi" diye sorarlar. Bende bir güzel uzun uzun tercüme yaparım da nasıl şaşırırlar:) Gerçi o, meramını itina ile anlatır anlamayanı da bizzat çizer. Bu bakımdan her istediği yerine getirilir özenle şımartılır Blogger lardan uzun zamandır Tiger resimleri çok istek alıyordu, o yüzden bu post tamamen ona ait. Gündüz uyku dilimlerinden kesitler aldım bol miktarda.
Durumdan biraz rahatsız oldu, memnuniyetsizliğini belirtti ama vazgeçmedim. Yüzünü gizledi hala oradaydım.
Pes etti, sonunda uykusu kaçtı. ve pusu kurma oyunu için start verdi. Neyseki oyun sadece bir kaç sıyrıkla atlatıldı.

20 Eylül 2009 Pazar

ŞEKER DEĞİL RAMAZAN



MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMIMIZIN


HAYIRLAR VE HUZURLAR GETİRMESİNİ DİLİYORUM

MUTLU BAYRAMLAR





3 Eylül 2009 Perşembe

LİMON AĞACI OKU-YORUM

Şu aralar Limon Ağacı'nı okuyorum. Yazarı Sandy Tolan. Tatil dönüşleri eşekten düşmüşe döndüğümden bir süre sükunete bürünürüm. Altınoluk-Kuşadası-İstanbul güzergahıyla ilgili resimleri derlemek zaman alacak bunu ertelemek durumundayım.

Limon Ağacı, kurgulardan hoşlanmayan ve tarih sevenler için okunası bir kitap. Kitapta aktarılanlara körü körüne inanmamak kaydıyla araştırılarak dönem hakkındaki tarihi pek çok bilgiyi vermesi açısından hiç fena değil.

Tanıtım Bültenine yer verirsem kitap hakkında bilgi daha iyi anlaşılacağından aynen aktarıyorum;

1967 yılının yaz aylarında, Altı Gün Savaşı'ndan uzak olmayan bir tarihte, genç bir Filistinli adam ve iki arkadaşı İsrail'in Ramla kasabasına giderler. Onlar kuzendir ve yaklaşık yirmi yıl önce ailelerinin terk etmek zorunda kaldığı, çocukluklarının geçtiği evi görmek isterler. Bir kuzenin yüzüne kapı kapanır, diğerinin ailesinin evi okula dönüştürülmüştür fakat öbür kuzen olan Bashir, kendisini içeri davet eden Dalia tarafından karşılanır.

Bir Arap ve bir Yahudi ailesinin ilişkilerinin başlangıç noktası budur. Bashir babasının dikmiş olduğu limon ağacında bir sahipsizlik ve işgal duyguları içinde olur.1948 yılında küçük bir çocuk iken Bulgaristan'dan kaçak olarak gelmiş olan Dalia Soykırım tarafından yok edilen bir umut ışığı görür. Onlar kaçınılmaz olarak kendi yazgılarını yaşamışlardır ve bu İsrail-Filistin tarihinin bir küçükevrenini oluşturmaktadır.

İki genç insanın başlattığı diyalog bölgenin barış umudunu ortaya koymaktadır. Limon ağacı simgesel olarak bölgede huzurun mümkün olduğunu anlatmaktadır. Olağanüstü bir öykü ve kurgusal olmayan bir anlatıma sahip olarak sizi saracak.
-Sunday Times-


Dalia ve Bashir'in zorluklarla dolu arkadaşlıklarını izleyerek, okuyucular dünyanın en inatçı çatışmasının birinci elden deneyimini yaşayacaklar.
-Publishers Weekly-

Hiçbir kitap daha zorlayıcı olamaz... ve bu kitap kesinlikle bu yıl okuyacağınız en iyi kurgu-olmayan çalışma olacak.'

-Christian Science Monitor-


Yüzyılın yarısı boyunca İsrail-Filistin çatışmasının öyküsünü taşıyan tek bir ağaç varsa, o budur... Sandy Tolan bu ağacı bulmuştur ve onun aracılığıyla iki halkın acı ve tutkusunu gözler önüne sermiştir.'
-Milwavkee Journal Sentinel-

Tiger hanıma gelince; yokluğumda epeyce göbek yapmıştı. İki günde bunalıma girip kendini yemek ve uykuya vermiş, yığınla balık yemiş, hiç ortalarda arzı endam etmemiş. Beni hasretle karşıladı ve tarzı olmadığı halde sırnaşarak tam iki gün aralıksız etrafımda miyavlayıp bir daha bu kadar uzun yok olmamam için uyarıda bulundu. Şimdi mi? Eski haline döndü neyseki, dikenli pamuk şekeri modunda etrafta dolaşıyor salına salına.

31 Temmuz 2009 Cuma

ÖNCE TATİL SONRA İSTANBUL

Bavulumu hazırladım. Tiger'ın mamasını, kumunu, suyunu yenileyip bir haftalığına anneme sonraki bir haftada babama emanet ediyorum. Tiger bir kaç gün idare edip üç gün sonra bunalıma girecektir, birazda çıldırdıktan sonra dönme vaktim gelir neyseki.

Tiger yeterince şımarık bir kedi, bağrına taş basması için sevdiği mönü yapılacak eminim. Kuru mamaya ek, tavuk göğüs sote, et haşlama ve tavuk ciğeri kavurma ve en sevdiği marka çikolata ille teselli edilecek.


Tatile hammaliye yapmamak için az ve öz eşya alırım yanıma genelde. Bu defa öyle yapmadım, Allah yardımcım olsun, bir kaç deve yükü oldu neredeyse bavulum. Ek yapmakta gerekecek üstelik.



Bana müsade..

11 Temmuz 2009 Cumartesi

YENİDEN DOĞU'YA DOĞRU

Mardin-Midyat-Diyarbakır-Nemrut turunu yeniledim. Bu defa daha farklı manzaralara yer vermek istiyorum. Genel bilgiler ve resimlerin bulunduğu bir önceki yazımda şehirlere ait önemli yerlerin hem resimlerine hemde tarihteki önemlerine yer ayırmıştım. (Seyahatler etiketinden ulaşabilirsiniz) Bu defa yöre halkını içine alan insan manzaralarını da nazarlara sunmak istedim. İşte örnekler; İlk insan mazarası Hristiyan aleminin en önemli ve eski kiliselerinden Mardin Süryani Kadim Kırklar Kilisesi'nden. Kilise duvarındaki bu resimin bir öyküsü var. Kiliseye adını veren Kırkların ilginç öyküsünü kilise yetkilisi şöyle anlattı; 3. yüzyılın ortalarında Kapadokya'da , Hrsitiyanlığı kabul eden kırk kişi Roma imparatoru Dokiyos tarafından Sivas'a sürülüp orada buz göletine atılarak öldürülmüş. İnançlarından vazgeçmeleri istenen kırk kişinin kutsal hatırasını yaşatmak için halk kiliseye "Kırklar Kilisesi" adını vermiş.
Artuklu Oteli yanındaki Melik Mahmut Cami çeşmesinden su dolduran bu çocuk üst taraftan elini suya batırması dikkatimi çekti, suyu içmek için mi aldığını sordum eliyle boşver işareti yaptı.
Kasımiye Medresesi önünde incik boncuk satan çocuklar. Bu yıl turist sayısı azlığından işleri kesat.
Mardin Selim Amca'da kaburga dolması yemeden dönmek olur mu?

İkinci durak Midyat'tan Telkari örnekleri. Bu sanat dalı insanı kendisine hayran bırakacak nitelikte ince ve narin.
Midyat rehberimiz Şehmus. Tüm girişimci-turizmci edasıyla ve medeni cesaretiyle yaklaşıp rehberlik yapabileceğini kendi lisanıyla teklif etti. İşi kaptığını gören arkadaşlarının kürtçe sataşmalarını es geçti. Yol boyu sohbet ederken adığım bilgiye göre Şehmuslar 5 kardeş ve kendisi ortanca. Mor Abrohom Manastırı yakınında oturuyor. Babası çiftçi. Çevre Kültür Evi'ne bizimle eşlik etti. Civardaki Kilisenin papazının ölümüyle kilisenin (belkide geçici) kapandığı bilgisini verdi. Hem ücretini hemde extra içecek ve şeker tarifesiyle Şehmus'a yol verip şehir çıkışına yakın manastıra yola koyulduk.
Bıkmışlardır belkide, görüntü almama zor ikna oldular. Aynı zamanda boncuk satıyorlar Çevre Kültür Evi civarında. Bu kadar yabancı insanı oralara çekenin ne olduğunu anlamayan masum gözlerle bakıyorlar. Tek amaçları bir kaç lira kazanmak şimdilik.
Mor Hobil-Mor Abrohom Manastırı önünde bekleşen neşeli Midyat çocuklarına Süryani olup olmadıklarını sordum, biz Müslümanız dediler.
Kavruk sarışın sevimli suratına, kocaman yeşil gözlerin eşilik ettiği bu şirin insanın adı, Fatih. Şu yakışıklılığa bakın hele.
Midyat Kent Müzesi içerisindeki mağaradan tavan görüntüsü.
Bu iki meraklı afacan Midyat Kent Müzesinin önünde park halindeki aracımıza yanaşıp camdan ayarlarını yaptığım kameraya bakıyorlardı.
Kahvaltı için girdiğimiz Midyat Gelüşke Hanı içerisinde üzerinde kediciklerin yeraldığı halıyı görüntülememek bir hayvan sever için hiç mi hiç olmazdı.
Midyat'taki muhteşem konaklardan biri, Güneşli Konağı.
Diyarbakır caddelerinde içecek almak için kavrularak bekleme esnasında yöre insanından bir kesit sunayım derken az daha dayak yiyordum iyi kurtardım.
Zavallı boyalı civcivler. Büyüyemeden öldükleri çok kesin. Diyarbakır caddeleri...Sırf insanlar keyif alsın diye rengarek boyayıp onları böyle satışa sunmak bir haksızlık.

Diyarbakır'da bir gece konakladıktan sonraki hedef Nemrut olduğundan yolu kısaltmak amacıyla Urfa- Siverek'e yakın iskeleden kalkan 15:30 feribotuna yetiştik. Kulağa komik gelen Siverekte bir feribota binmek çok keyifliydi.
Atatürk barajı üzerinden Kahta yakınlarındaki Nemrut yoluna bu güzel manzara eşlik etti.

Sırada bekleyen araçları görünce gözüme küçük gelen feribota sığamayacağımızı düşündüm öyle bir yerleştirdilerki kamyon dahil bizden sonraki araçlar bile sığdı.
Feribot yolcularının bir kısmıyla Nemrutta buluştuk. Hangileriyle buluşulduğunu tahmin etmeniz hiç zor değil. Sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya Hasan Keyf'ten muhteşem bir görüntü. Makine o an yanımda olmadığından fotoğraflayamadığım Agit ve Ahmet'i anmadan geçmeyeyim. Agit 8. sınıfa gidiyor ve turistik eşyalar satan dükkanlardan birinin çırağı. Kürtçe kahraman bir yiğit anlamına gelen ismini telaffuz edişime güldü. Aksan farkı sanırım.
Nemrut yolu düzgün asfalt ile başlayığ kilit taşı ile devam ediyor. Kendi aracınız ile yola çıkmakta kararlıysanız dikkat edeceğiniz çok önemli noktalar var; örneğin motor gücüne göre yükünüzü iyi ayarlamak, sürüş tekniklerini iyi bilmek. Yada civar yerleşim merkezlerinden tur minibüsleriyle tırmanış yapmak.
Giriş ücretli; öğrenci 3TL, sivil 6 TL.

Yer yer yağmurun yağdığı Nemrut yolu hem dik hem zorluydu.
Belli bir noktadan sonra yaya tırmanış başlıyor. Tırmanış hızına bağlı ortalama 30 dk sürüyor.
Havanın bozuk oluşu karabulutların yoğunlaşması batışı izlemeyi riske soktu.
Güneş batmadan az önce Doğu terasındaki heykellerin zirvedeki görüntüsü
Kara bulutların batışa daha farklı ihtişam katması görülmeye değerdi. Diğer tarafta gökkuşağı belirmişti.
Güneşin her gün doğup batması biz insanoğluna sıradan gibi gelsede hergün bunun bir mucize oluşuna dair tefekkürün bu görüntülerle birleşmesi daha farklı hisler uyandırıyor.
Daha önce doğuşu seyretmiştim, batışıda bir o kadar muhteşemdi.Unisef'in 06 plakalı aracının sürücüsü iki pet şişeyi Nemrut eteklerine hunharca yollayışına güneşin batışıyla şahit oldum.
Eşek, tırmanış için kısmetini beklemekte :) Fiyatını sordum sahibi 30 TL dedi, çıkış iniş mi dedim, hayır sadece çıkış 30, inişle birlikte 50 TL imiş. Akşam pazarı 20 yaparım dedi zaten inmiştim:)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

ANTEP FISTIKLI BURMA KADAYIFI

Çıtır çıtır Gaziantep burma kadayıfı yediniz mi hiç?
Böylesi gerçekten başka yerde yok.

Geçtiğimiz günlerde şehir dışından gelen, Antepte baklava yenir dediysem de ille de künefe yemek istiyorum diyen misafirimle yolumuz Yusuf Usta'ya düştü.

Biz künefeleri beklerken yanıbaşımızda yapılan burma kadayıfın yapım aşamalarını da görüntüledik. Marifetli ellerden izlerken yapımı kolay görünüyordu ama ben evde de yapılabileceğini düşündüm.

Kadayıflar, uzun şeritler halinde katlarının arası tutamlarla belirlenmişti. Kadayıfın herhangi farklı bir özelliği olup olmadığını sordum, bildiğimiz normal kadayıf olduğunu söylediler.
Mermer üzerine uzun şerit şeklinde serilen kadayıf elle taranarak boyu biraz daha uzatılıp fazlası alınıyor, eksik görülürse ekleniyor.
Kullanılan fıstığın özelliği boz fıstık olması. Baklavada da boz fıstık kullanılıyor. Boz fıstık çekildiğinde rengi yemyeşil oluyor ve tatlılarda kullanılıyor. Gaziantep'te kesinlikle fıstık yeşilini elde etmek için tatlılarda gıda boyası kullanılmaz.
İtinayla serilen kadayıfın üzerine bol miktarda fıstık serpiliyor ve bir uçtan başlamak üzere kıvrılıyor.
İzlerken işlemler çok kolay görünüyordu. Ben denersem rezillik çıkarmı garanti veremiyorum :) cesaret eden muhakkak çıkacaktır :)
Her defasında burulan kadayıflar yağlanan tepsinin ortasından başlamak üzere yerleştiriliyor. Kadayıfın uç kısmındaki nesne ise kıvrımlar açılmasın diye konulan bir ağırlık. Son olarak üzerine kızdırılmış yani eritilmiş sade yağ dökülüp pişiriliyor. Pişirilme işlemini göremedim yalnız tahminim kadayıf ocağında bu işlem yapılıyor. Ve alt üst çevrilerek nar gibi kızartılıyor. Sade yağ kavramını ben hala anlamış değilim. Sade yağ, tereyağımıdır yoksa katı bir nevi yağ mıdır emin değilim. Emin olduğum şey margarin tarzı sıvı olmayan bir yağ olduğu ve bir çok yöresel yemekte kullanıldığı. Bir rivayete göre de bir zamanların Vita yağına verilen ad olarak aklımda kalmış. Bilen varsa bilgilendirebilir.
Afiyet olsun.