29 Kasım 2007 Perşembe

YORUMSUZ

Blogcu arkadaşım çok önemli bir konuya değinmiş bende ona yönlenmek istiyorum.

28 Kasım 2007 Çarşamba

Şimdi AĞVA'da olmak vardı


Uzun bir aradan sonra sonunda pc me kavuştum. Yeni bir arıza ile karşılaşmam umarım. Havaların soğuması güneydoğuda bol ayazlı günlerin geldiğine iyi bir işarettir. Bu da sadece evden eve transit yolculuğun, park ve bahçelere ise uzaktan seyr ile yetinileceğini günlerin hoş sadalarla buyur edilmeksizin gelişinin habercisidir.
Oysa ki, yurdumun güzel ve nezih mekanlarından biri olan Ağva'da bir haftasonu geçirmek hiçte fena olmazdı bu mevsimde. Kışın bile apayrı bir keyif veren yeşile denize ve nehir manzarasına doyumun bir arada bulunduğu nefis bir dinlenme yeri Şile'nin şirin beldesi Ağva.
Açıkhavada nehir kıyısında soğuk oksijenli havayla ciğerleri şişire şişire taze balık yemek, sonrasında kanoyla nehirde gezinti yapıp ardından üşüyen elleri ahşap mistik bir otelin şöminesinin kırağında ısıtarak kahve yudumlamak ve daha fazlası...









14 Kasım 2007 Çarşamba

PC'DE VİRÜS, TIGER HASTA, BEN HASTA

Tiger anestezi etkisindeyken..

Bloga ara verirsem anlayınki pc yi pencereden atmışım. Program kalmadı yüklenen ama yine çözüm olmadı. Açılan pencerelerden yazmakta zorlanıyorum. Sabrım da zorlanıyor tabi bi yandan. Yine arızalar başladı bi uçtan. Tiger hala kendine gelemedi. Ben üç günden beri aşırı derece yemek yemekten midemi patlatacağım neredeyse. Nereden çıktı bu iştah açılması fazladan. Hayır olsun ama bir uçtan arıza yapmaya başladık yine. Ağız tadıyla blog yazısıda yazamıyorum resim eklemek hayal oldu.
Allah daha beterinden saklasın.


11 Kasım 2007 Pazar

URFA'DA BİR GÜN

Dün Urfa'ya bir seminer için günübirlik gittim döndüm. Bu ikinci gidişim Urfa'ya, yıllar önce gittiğimdenmidir nedir hafızamda çok fazla bişey yok . Gerçi bu defa da gezme fırsatı bulamadım. Gittiğim yer Urfa'nın en lüx semtiymiş. Şehir dışına kurulan bu yerleşim yeri gerçektende Urfa'nın merkezinden biraz farklı. Çok hoş ve kibar insanlara misafir oldum. Oldukça aktif ve güzel hanımların arasında kalıpta onlara imrenmemek içten bile değildi.
Urfa içinde seyahat ederken dikkatimi ilk çeken şey eflatun renkte örtü kullanan kadınlar ve erkeklerdi. Birbirleriyle ton farkı bile olmayan bu örtüleri hem kadınların hem erkeklerin yaygın biçimde kullanma amaçlarını merak ediyorum açıkcası.
Urfa'da bir Mona Lisa

Bulunduğum yerden bir adım güneye gidince bile herşey o kadar farklılaşıyorki yaşadığım yer için bir kaç rekat şükür namazı kılmak geliyor içimden neredeyse. İnsan simaları farklı, şive farklı, giyim farklı. Kültür tamamen farklı. Dümdüz bir coğrafyası var Urfa civarının, sarı toprak neredeyse mavi gökyüzüyle içiçe. Bi ara gökyüzünün yere burada daha yakın olduğunu düşündüm:)
Urfa da ne urfa kebabı yiyecek nede mor başörtü alacak kadar vakit bulamadan geri döndüm.
Bir defaki sefere inş...Urfa'nın rengarek çarşısı




8 Kasım 2007 Perşembe

TIGER HASTA ÇORBASI TASTA



Bugün öyle yorucu bi gündü ki bütün gün taş taşımış gibiyim adeta. Tiger'ın aşı vakti geldide geçiyordu bile o yüzden zor da olsa aşıya götürmem gerekiyordu. Oysa Tiger doktora gitmekten hiç hoşlanmaz, çantasına girmemek için mücadele eder en sevdiği insanı beni çizer ısırır canından bezdirir neticede çoğu zaman pes ettirir ve gitmekten vazgeçerim. Ama bugün mücadeleyi ben kazandım. Bir kez çantasından kaçtı evde fellik fellik koşturttu beni ama ikinci yakalayışımda zor bela çantasına girdirdim guruldaya guruldaya.
Doktora ulaştığımızda sinmiş görünüyordu. Ta ki onu çantasından çıkarana dek. Öyle bir tısladı öyle bir miyavladıki hem hekim hemde yardımcısı tırsıp bir adım geriye adım attılar. Omuzlarıma çıktı tırnaklarını geçirdi. İndirebilmek ne mümkün. O kadar çaresiz kaldımki uğraş didin inmiyo omuzlarımdan. Bir yandan canım acıyo bir yandan aşı yapılması gerekiyo bekliyorlar ağlamama ramak kalmışken zorla kopardım patilerini vücudumdan. Muayene masasına indi fakat el sürdürmüyor bir türlü. Anestezi vermek zorunda kaldılar. Hem ultrason bakıldı hem muayene hem aşı. İdrar yollarını üşütmüş Tiger. Bunun olacağını tahmin edip kaloriferlerin artık yanması gerektiğini ve Tiger'ın üşüdüğünü ve hasta olabileceğini yönetici Leyla ablayı arayıp söylediğimde kahkahalar atmıştı. Acımasız insanoğlu işte. Dünyada sadece kendi hayatlarının varlığını önemseyip diğer mahlukata bu denli ilgisiz insanları anlayamıyorum.
Tiger'ı baygın bir şekilde eve getirdim. Annem gördüğünde ağladı. Ayıcıklı minderini ve yastığını hemen altına koyup üzerini örttük. Tiger'a hiç yakışmıyordu bu duruş çok hüzünlüydü anlatamam. Telefonum çalınca odama konuşmak için geldiğimde akşama kadar baygın kalacak denilen Tiger sürünerek bana ulaşmaya çalışıyormuş hemen müdahele ettik tabi. Meğer kucağımda uyumak istemiş ayağa kakınca anında yere düşüyordu bacakları tutmadığından. Kucağımda uyudu uzun bir süre. Bugün yönetici kedinin kaloriferin yandığından hoşnut olup olmadığını sordu. Kalorifer yanmasına yandı ama olanda oldu. Şimdide sıcak kaloriferin üzerindeki minderde hala uyuyo sabah kendine gelir inşallah.
Bir diğer tuhaf nokta ise ödediğimiz tutardı. Hekim bize tedavi için bir kaç ilaç verdi, 2 aşı yaptı, muayene yaptı, ultrason çekti. Sonuçta ise çok fahiş bir fiyat aldı.Tiger'a feda olsun ama, benim kızdığım şey insan muayene ve ilacının özelde dahi bu kadar tutmayacağı. İstanbul'da veteriner hekimin arkadaşım olmasından mı kaynaklanan avantajım vardı acaba. Yoksa fırsatçılıkmı yapıldı. Üstelik bu hekim hanımın hayvanları sevdiğine dair en ufacık bir gösterge bile yoktu davranışlarında. Belkide yanılıyorumdur. Bu memketetin veteriner hekimlerinin karekterisitik özelliğidir kimbilir.
Tiger, umarım bir an önce iyileşir ve yine evde deliler gibi koşturup sonrada koltukları tırtıklarsın söz kızmayacağım sana bir süre :(

7 Kasım 2007 Çarşamba

YENİ BİR İŞ

Sevgili arkadaşım Mine ninde artık son ver bu işsizliğe feryadıyla biraz kıpırtılar oluştu içimde. Bir kişi daha omuzlarımdan tutup sarsarsa bir iyice, işte o zaman taşlar biraz daha yerine oturacak. En azından ucundan kıyısından kariyer net e ve yenibir iş.com a bakmaya başladım.
Aksi halde ev ziyaretlerine katılmaktan neredeyse boncuklu işlemeli kıyafetlere bürünmeme ramak kaldı ben dahi korkar oldum kendimden. Vitrinlerde daha ışıltılı kıyafetlere takılır oldu gözlerim. Bunun ötesi ev gezmelerine yanımda çizme de götürürsem artık kimse beni yolumdan döndüremez Allah korusun :) Şu son bir yılda yediğim pasta börek çörek mamüllerini hayatımın son on yılında toplasam yememişimdir abartısız. Ne yapmaya vakit, nede yemeye vakit bulamazken yan gelip yatmaya bile bol bol vakit buluyorum artık. Tabi bunların bir sorumlusu da şöförlüğünü yaptığım ve otobüslerde ziyan olmasını istemediğim annem :) Yine de eyvallahı yoktur sağolsun. Ortamı koklar ve bana; ben şurdan biner giderim der.
İyi blöf ama sökmez bana.


Herne ise tenbellikten bahsederken okuduğum kitaptan bir bölüm iyi denk geldi ve bana ithaf ediliyordu sanki şöyleki;
" insanoğlu çok ilginç ve şaşırtıcı özelliklere sahiptir. Dünya üzerindeki canlılar içinde, her ne kadar zorluklarla ve tehlikelerle dolu olursa olsun yaşadığı ortama en kısa zamanda ve kolayca uyum sağlama özelliğine sahiptir. Coğrafya farklılığı, iklim farklılığı, bölge farklılığı gibi daha sıralanabilecek pek çok farklığa rağmen, yeryüzünün hemen her yerinde insan unsuru yaşayabilmektedir. Bu özelilik insanın dışındaki hiçbir canlı için geçerli değildir.
Örneğin çok çalışmaya, koşuşturmaya ve zorluklarla mücadele etmeye alışkın birisi, rahat ve kolay şartlara kolayca alışabilir, kendini kaptırabilir.
Tembellik ve tenperverlik, yani rahata düşkünlük, hayatımızın her ne bölümünde olursa olsun, mayınlı bir tarlayı andırır. Başınıza gelecek tehlikenin boyutunu bilemezsiniz. Tedbirli ve temkinli olunmadığı takdirde en dehşetli gailelerden birisi her an kapınızı çalabilir."

Anladığım kadarıyla tehlike çanları çoktan çalmaya başladı tepemde :)

Bugün tel görüşmesi yaptığım şehir dışından bir arkadaşımla sohbet ederken iş konusundaki projelerimizin aynı olduğunu öğrendik. Şehir konusunda mutabık kalamasakta mutabakatı yeniden düşünmek kaydıyla bir başka zamana attık. Ortaklık yapacak kişinin sağlam olması esastır arkadaşımda bir o kadar sağlamdır. Gönül isterdi fakat zaman neyi gösterir bilinmez. Hayırlısı kelimeside olmasa sonuç nasıl telaffuz edilirdi, boşluklar ne ile doldurulurdu bilmiyorum. Hayırlısı Allah tan :)
Bide şu var "vermezse Halık neyselesin mahluk" böylemiydi...?.!!!!

6 Kasım 2007 Salı

(TATİL-I-) SWEET NOVEMBER-SWEET ERDEK


Bu filmi seyredenler bilirler kasımda herşey farklıdır:)
Ekim de geldi Kasım da :) geldide geçiyo bile. Evimizin karşısındaki ormanvari manzaranın farklılaşması, yaprakların ağır ağır dökülmesi insana arabeskimsi duygular aşılıyor. Kapıdan dışarıya adım attığımda gördüğüm sonbahar manzarası içimi hüzünle kaplıyor. Ömür de böyle geçiyor yapraklarını döke döke sararta sararta.Kasım daha bitmedi neler yükler getirir vagonunda bizlere bilinmez ama ben Hazirandan bahsedeceğim.Haziran ayı geldiğinde tatile duyulan özlem barizleşir. Hafta sonu planları yapılmaya başlanır. Yakın yerler gözden geçirilir. Gezi ekibi ile istişare yapılır. Bütçe ayarlanır ve yola çıkılır. Bu defa ki tercihimiz Balıkesir in şirin beldesi harika bir kıyı şeridine sahip Erdek. Gezi ekibi Mine, Esriş, Sabriş ve ben.
Gitmeye son anda ikna olduğum için iş çıkışı eve uğrayıp sırt çantama otuz saniyede tıkıştırdığım eşyalarımla Çapa'dan Vatan caddesine kadar 1000m rekoru kırarak koşan ben Yenikapıya ulaştığımızda bile hala nefesimi toparlayamadığımı hatırlıyorum.
Yenikapıda insanların hücüm ederek yerleştiği hızlı feribota bizde ayağımız yerden kesilerek yerimize ulaşmayı başardık. Bandırma ve sonrasında Erdek'e ulaşmak kolayda olmadı sayılır.
Sezon henüz yeni başladığından çok sakin ve huzur vericiydi Erdek. 2 günlük tatil bir haftaya bedel gibiydi neredeyse.
Deniz çarşaf gibi, sahil bomboş, havuz bomboş, sahildeki şezlonglar!(jozlonglar kiralıktır:) bile boş,
şarkılar sandalyelere söyleniyordu neredeyse mekanlarda.

Netice-i kelam sakin sessiz bir haftasonu tatili geçirmek isteyenler için Erdek ideal yerlerden biri tavsiye ederim.

5 Kasım 2007 Pazartesi

ZAYIF KALMAK


Bekar olmanın ya da sakız çiğnemenin, kilo almayı engellemeye yardımcı olabileceği ortaya çıktı.

Bekar olmanın ya da sakız çiğnemenin, kilo almayı engellemeye yardımcı olabileceği ortaya çıktı. ABD'nin New Orleans kentinde 1800 araştırmacı, doktor ve diyetisyeni bir araya getiren, aşırı kiloyla mücadele etme yöntemlerinin araştırıldığı konferansta sunulan bir araştırma, evlilerin kilo alma riskinin bekarlara göre daha fazla olduğunu gösterdi. Chapel Hill Üniversitesinde yapılan, 5 yıl boyunca yaklaşık 8 bin genç Amerikalının incelendiği araştırma, yaş ilerledikçe herkesin kilo aldığını, ancak evlenince kilo almanın arttığını ortaya koydu. Bekarken genellikle kadınların 7, erkeklerin 11 kilo aldığının belirtildiği araştırmada, evlenince erkeklerin 13,5, kadınlarınsa 11 kilo aldığını ortaya koydu. Kilo almanın nedeninin "aşk ilişkisi mi, aynı evi veya ortamı paylaşmak mı" olduğu sorusuna cevap arayan araştırmacılardan Nathalie The, "Bunun birçok nedeni var... Çocuklar da olunca fiziksel aktivite için zaman azalıyor" dedi. New England Journal of Medicine dergisinde bu yaz yayımlanan araştırmalar, obezitenin "sosyal olarak bulaşıcı" olduğunu, aşırı şişman arkadaşlarla beraber olmanın normal kilodaki bir kişinin de aşırı şişman olmasına yol açabileceğini, bu kişinin obez olma riskinin yüzde 57 daha fazla olduğunu ortaya koymuştu. Çiftlerden birinin şeker hastası olduğu ve yoğun sağlıklı yaşam programı izlediği 357 çiftin katıldığı araştırma tedavi görmeyen eşin de kilo kaybettiğini göstererek önceki araştırmaları doğruladı.

SAKIZ ÇİĞNEMEK AÇLIĞI BASTIRIR MI

Glasgow Caledonian Üniversitesinden İskoç bilim adamı Marion Hetherington ise sakız çiğneminin açlığı bastırıp bastırmadığı sorusuna yanıt aradı. Hetherington'ın yaptığı araştırmada, yemek hazırlarken ya da yemekten sonra sakız çiğneyen 60 kişinin açlık hissi ve yeme isteğinin sakız çiğnemeyenlere göre azaldığı görüldü.

MEYVE YEMEK KİLO ALMAYI ENGELLER Mİ

Park Üniversitesinden Julie Flood ve Barbara Rolls da meyve yemenin kilo alımı ya da kaybına etkilerini araştırdı. Araştırmaya katılan 60 kadar kişiye aynı kaloriyi içeren (152 kalori), farklı şekillerde (dilimlenmiş, komposto ya da meyva suyu halinde) elma verdikten sonra yemek yemelerini isteyen bilim adamları, daha önce dilimlenmiş elma yiyenlerin yemeklerini bitirmediğini gördü.

(Zaten erkeklerin evlenmemek için onyüzbirmilyonsekizyüzyirmiiki bahanesi vardı 1 tane daha eklendi ve bu sayı hızla artıyor.Ama merak etmeyin evlilğin faydaları diye bir haber bulursam hemen ekleyeceğim)

4 Kasım 2007 Pazar

MERCİMEKLİ KÖFTE (MALHITALI)


Bloglarda yemek tariflerini gördükçe
benim başım kel mi?
bende tarif vereceğim dedim veeee
hemen resim arşivimden bir yemek resmi buldum.
nadiren yemek yaptığım için
yaptıklarımı da resmetmişim bereket:)
Bu yiyip yiyeceğiniz, duyup duyacağınız ve görüp göreceğiniz
en güzel mercimekli köfte tarifi olduğunu iddia ediyorum.
Nedeni; Antep kural ve kaidelerine uygun olarak yapılmıştır.
Eee bi zamanlar halktan gelen özel istekle
öğlen yemeğinde yiyelim diye
sabah kalkıp erkenden mercimekli köfte yapıp
apartmana sabah sabah kavrulmuş soğan kokusu dinlettiren ben
nasıl gaza gelmeliyimki yapmış olmalıyım.
Her ne iseee
işte resim, işte tarif
ister yapar ister yapmazsınız
benden söylemesi

Malzemeler;
1 su bardağı mercimek
1,5 su bardağı ince bulgur
4-5 diş sarımsak
2 orta boy soğan
maydonoz
karabiber
tuz
bir dolu kaşık karışık salça
(biber ve domates)
bir su bardağı ayçiçek yağı
Yapılışı;
mercimek iyice pişirilecek (su miktarı bulguru da ıslatacak kadar)
içine bulgur konularak ağzı kapatılıp şişmesi sağlanacak
doğranan soğanlar tavada pembeleşinceye kadar kavrulacak
içine salça eklenerek bir iki dakika pişirilecek
yağ salça ve soğan karışımı
beklemekte olan bulgur ve mercimeğin içine konulacak
ince doğranan sarımsaklar
(sarımsakları soğanada ekleyebilirsiniz),
karabiber, tuz, maydonoz
eklenerek elle karışımı sağlanacak
ve son olarak resimde görülen şekil verilecek:)

yaptığımızdan ne farkı var diyecek olursanız
fark malzemenin miktarında
ve en büyük fark ise salçada:)
Afiyet olsun!










2 Kasım 2007 Cuma

BUDA GEÇER YAHU..

Son zamanlarda bütün teknolojik cihazlarım bana cephe aldı, teker teklemeye başladılar. Son bir yıldır hayatım tepetaklak olduğu gibi sanki bunlarda sıraya girmiş işleri zorlaştırmaya. Cep telefonumdan başlamak üzere, Tv'm Pc'm, Dijital kameram, arabam defaten, sırayla arızalandılar. Kart şifrelerimi bile bloke ettim yanlışlıkla, kredi kartlarım hakeza.. Ya birisi fena halde lanetledi beni yada imtihan edilme sıram teknolojiye geldi.
Her kışın bir baharı, her gecenin sabahı olduğu gibi, aydınlığa en yakın an karanlığın en koyu olduğu zamandır hikmetiyle, zahmette rahmet, rahmette zahmet var deyip buda geçer yahu diyorum ve demeliyim. O bana kulum desin yeter, kul olmayı bilsem oda yeter. Veyahut şükür nimeti ziyadeleştirir sırrıylada şükre devam vesselam...

29 Ekim 2007 Pazartesi

MALATYA MANZARASI


Haftasonu Malatya'daydım. Hava da bir o kadar güzeldi hani. Yol manzarası süperdi. Yeşilin, sarının, turuncunun, kırmızının, kahvarenginin her tonunu görebileceğiniz ağaçlara masvavi gökyüzü eşlik ediyordu. Sonbaharın geldiğini çağrıştıran sarımtırak harika bir manzara eşliğinde yolculuk yaptım. Bol oksijen soludum, gözlerim temizlendi manzaranın güzelliğiyle, beynim resetlendi. Sık sık bunu yapmalıyım galiba. 3,5 saatlik bir yolculuk ama güneyden doğuya uzanmama rağmen yeşilin ve manzaranın değişimi dikkat çekiciydi. Kuru ve çıplak dağ manzarası yerini yeşile ve yol boyunca şırıldayan suya bırakıyor Malatya'ya yaklaştıkça. Yıllarca uzak kaldığım yerleri seyrederken, gidiş gelişlerim geçti gözümün önünden. Bir zamanlar çocukken otobüs ile içinden geçerken ürktüğüm tünelden 140 km hız ile kendim geçiyordum. Bir taraf uçurum bir taraf dağ olan virajlı yolda ne korkardım ya şöför kaydırırsa ya yuvarlanırsak diye hesap ederdim hep. Ne çocukmuşum üzerime vazife olmayan şeylere o zamandan stres yapmayı öğrenmişim.
Tiger evde yalnız bayağı sıkılmış. Etrafı tiftiklemiş biraz bu yüzden. Eve girer girmez ne kadar yaramazlık varsa tek tek yaptı. Mutfakta durmama sinir oldu ha bire miyavladı salona gitmem için. Biraz klima açtım ona iyice mayıştı şimdi mışıl mışıl uyuyor huzurla. Ara sıra burda olup olmadığımı kontrol ediyor. Benim yokluğum onu çok sarsıyor bağımlı kişilik oldu çıktı.
Çok yorgunum çoookk.
Gidip Tiger ın yanına kıvrılayım bende

25 Ekim 2007 Perşembe

ANTEP'TEN BİR ŞEHİT GEÇTİ




Salı günü Ulu Cami de kalabalık insan seli ile uğurlandı şehit "Kahrolsun PKK" sesleri eşliğinde ve dualarla. Yer gök kıpkırmızıydı bayraklarla. Trafiğin alt üst olmasına ilk defa gerilmedim. Bir parça E-5 trafiğini hatırlattı bana bir kez daha hüzünlendim. E-5, çevreyolu...
PKK yı adi bir canavar gibi hareket etmeye yönelten çok sebep var denir. Yok yahudiler, yok bölünmemizde menfaati olan diğer devletler, yok Irak. Peki bu vatan topraklarında yaşayan ve ekmeğini yiyen, okulunda okuyan, kurumunda çalışan hainlere ne demeli. Haklarını aramak için dağlara çıkmanın, adileşmenin, hainleşmenin yolunu inlerde arayanlara, beyinleri gelişmemişlere ne demeli. Onları elleriyle, dilleriyle, kalpleriyle destekleyen sapıtmışlara ne demeli. Aramızda ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar bilirsiz, biliriz, rastlamışsınızdır. Onlarda en az dağdakiler kadar suçlu ve azılı katiller.
Tek teselli var oda; küçük meseleler küçük mahkemelerde, büyük suçlar ise büyük bir mahkemede halledilir. Dünyada yeterince cezanızı bulamasanız bile muhakkakki ebedi alemde bulacaksınız, en büyük mahkemede. bakalım hainliğinizin size ne faydası olmuş. Çok yazık henm dünyada olmayacak hemde ebediyette. Bu, güneşin aşikarlığı kadar nettir.



Başka söze ne gerek son söz kafidir;


"Zalimler için yaşasın Cehennem"

23 Ekim 2007 Salı

GAZİANTEP'TE YAŞAM (II)


YEMEKLERİ;
Antep yemekleri başlı başına geniş bir kültürdür. google'a Antep kelimesini yazdığınızda %99 yemek içerikli siteler çıkar. Kebap, Antep'te olduğu kadar hiç bir memlekette menüye bu kadar sık girmemiştir. Pazar günleri kebap fix menüdür. Her balkonda mangal yada barbekü kendine ayrılan yerinde hazırol şekilde beklemektedir. Tavuk kebaptan sayılmamaktadır tatmin edicide bulunmaz. Şiş kebap, patlıcan kebabı, soğan kebabı revaçtadır. (%100 Koyun eti kullanılmalıdır)

Hemen her türlü yemeğe et girmelidir, yoğurtlu yemekler dahil. Sebze yemekleri etsiz pişirilmez pişirilirse yenmez. Kendi tabirleriyle dışarılıların yemekleri ise hiç yenmez. (dışarılı; antepin hariçindeki diğer memleketler uzaylılar dahil :) Yemek yapmak bir şölendir hele birde davetlerde, bayramlarda, özel günlerde.
Antep dışında baklava yiyenler baklava yediklerini zannetmesinler. Yedikleri sadece şerbetli bir tatlıdan ibarettir. İtiraf etmeliyimki gerçek baklava Gaziantep'te yenir, gerçek kadayıf burada tadılır. Sütlacı bile zerde denilen sütsüz pirinç tatlısıyla sunarak farklılık oluşturmuşlardır. Dedim ya yemek burada bir şölendir, bu yüzden zayıf kalabilenlere hasta gözüyle bakılır, beslenememiştir. Yuvarlama bir antep icadıdır başka bir yerde rastlanamaz, zaten Antep halkından başka hiç bir halk toplanıp saatlerce nohuttan daha küçük boyutta toplar şeklinde yuvarlama yuvarlamaz. Bayramlarda buraya has bir çeşit kurabiye yapılır baklava evde açılmaz hazır alınır. Bayramlarda sabah kahvaltı yerine çok ilginçtir ki pirinçten yapılmış yuvarlama ile pirinç pilavı yenir. Olurda yuvarlama yeme fırsatınız olur sakın olaki yuvarlamaya çorba terimini kullanmayın. Saatlerce uğraş verilen bu yemeğe çorba demek küstahlık addedilir.
İnce bulgurdan yapılan yoğurularak yapılan bir sürü kısır türü vardır. Buna köfte denilir ve acı ve salça sevenler için çok lezzetli bir yiyecek türüdür.
Yemek çeşitleri hem zengindir hem lezzetlidir ama önce alışma süreci geçirmeniz gerekir çünki damak lezzeti çok farklıdır. (aşırı ekşi, arşırı acı, aşırı salçalı, aşırı yağlı)
Dolma neredeyse gün aşırı ve bir kazan yapılan milli bir yemek haline gelmiştir. Helede kuruluklardan yapılan dolmalar çok lezzetlidir. Antep dolması yemeyenler bence çok şey kaybediyorlar.
Yemeklerin bir kaç tanesinden bahsedebildim aksi halde sayfalar sürebilirdi.
Şimdi bu yemeklerden yemeyip de insanlar Antep'te nasıl ince kalabilirler?





20 Ekim 2007 Cumartesi

GAZİANTEP'TE YAŞAM (I)

Özkültürlerine tavizsiz bağlı memleketleri Hindistan, Japonya, Çin vs olarak biliriz ama ben listeye bir memleket daha eklemeliyim o da Gaziantep. Yaşam tarzları tamamıyla diğer illere açıkara fark atar bence. Gezmeleri, yemekleri, doğumları, düğünleri, cenazeleri, temizlikleri, giyimleri dahil olmak üzere kendine özgü kural kaideleri vardır. Bu geleneksel yapıyı yaşatanlar çoğunluktadır. Eklenecek çok şey olabilir ama bu kısaca dışardan gözlemlerimle sınırlıdır. Karşı gelenler ise şiddetle kınanır :)

LİSAN
Lisanları, Antep ağzı denilen bir lehçe olup ilk duyanlar anlamakta zorluk çekebilirler. Yolda gördüğünüz oldukça şık ve süslü bir bayandan duyacağınız şive sizi şaşkına çevirebilir. Şive yaygın olarak kullanımdadır.
öR;

-Kele bacım Heyriyenin oğlu netmiş biliyn mi?
- Be' kele heyr işşallah
-Yıraak ola. aha beyyle gollarından omuzuna döğme yaptırık
-Başıma daş, kiş kiş ola onu nerden akıl edik kele, gençlerede heç höküm geçmey
(gerçek bir diyalogtur)

GİYİM KUŞAM
Güzelce giyinip tesettüre! bürünen evli bir bayanın dudağındaki kıpkırmızı bir ruj da buraya has bir kültürdür!.
Ten hangi renk olursa olsun saçlar hep sarıdır. Meç denilen bir moda vardır. Sanırım şimdinin röflesi. Evlenecek kızlara hemen meç yaptırılır bundada yaş sınırı yoktur çünki meç güzelliğe güzellik katar. Boylar standart 1.55, kilo ise boy kilo oranının normal rakamının kesin iki katıdır. Normal olanda budur buraya göre çünki gözler buna alışmıştır zayıf uzun boylu insanlara ise acıyarak bakılır. Bu denli zayıf olmasının nedeni maddi veya manevi bir hastalığa dahi dayandırılabilir Allah korusun. Anlaşılacağı üzere ideal boy ve kilo kavramı burada tamamen bilinenin aksinedir. Boncuk ve pul piyasasının yüzde ellisi bu memlekette kullanılıyordur. Hatta hazır alınan eteklere ceketlere dahi hemen boncuktan puldan çiçekler yapraklar işlenir hemen pırıltılı hale getirilir. Tabi bu ev hanımlarında daha yaygındır. Pantolon vücut ölçüleri dikkate alınmaksızın giyilebilir. Düşük bel, kot yada kapri. Önemli olan yakışması değildir pantolon giymektir. Hatta pantolon burada tabu haline getirilmiştir nede olsa kilo ve basen sıkıntıları yoktur!.
Ev gezmelerinde ayakkabı ve terlik kışın tamamen demodedir çünki çizme (in) olmuştur. Bir kaç saatlik altın günlerine kocaman çantalarda çizme götürülür ve giyilir. Topuklu olması makbuldür yaş sınırı önemli değildir, topuklu olmalıdır. Ev gezmelerine saçlar(sarı) ya fönlü yada bigudi ile lüleleşmiş olarak gidilir, makyaj yapılır. Helede yeni evlenmişse kayınvalide tarafından alınan kürkü giymeli, mümkün olduğunca renkli makyaj yapılmalı, altınlar ise şangırdayacak şekilde ne var ne yok ise hepsi kola ve boyna takılmalıdır.

17 Ekim 2007 Çarşamba

BAHARI YOK BURANIN


Kış aniden mi bastırdı ne, donuyorum sanki. Tiger bütün gün bütün gece uyumakta buldu çözümü. Uyuyunca sıcacık oluyor vücudu. Havalar iyice bozmadan Tiger'ın kalan iki aşısınıda yaptırsam iyi olacak.
Bende artık sezon geleneği halini alan upuzun kalın örgü hırkamı çıkarmalıyım piyasaya. Öyle bir yapışıyorum ki ancak kaloriferler yandığında neredeyse cerrahi bir operasyonla üzerimde çıkarıyorlar desem yeridir:) Öyle ki beni onunla görmekten bıkan ev ahalisi derin bir oh çekiyor. Ama benim bir diğer alternatifim olan sarı ve kuzu görüntüsü veren hırkam acaba nerede. Buraya geldiğimde eşyalarım sığmadığı için üç eve dağıttığım kolileri deşmem gerek. Tiger çok şanslı, böyle bir derdi yok, ince tüyleri döküldü yerine kalınları geldi bile. Öyle bir kürk ki, yıkamadan da çitilemedende kar gibi, kokmayan, terletmeyen, leke tutmayan cinsten :)

16 Ekim 2007 Salı

TERÖRLE MÜCADELE KAHRAMANLARINA DESTEK KAMPANYASI




KAHROLSUN PKK, KAHROLSUN PKK DESTEKÇİLERİ, KAHROLSUN PKK TARAFTARLARI
ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!


http://www.haberturk.com/ sitesinin şehit aileleri için başlattığı destek kampanyası na katılın.


BAĞIŞ İÇİN:


Turkcell ve Avea kullanıcıları 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5610'ya mesaj gönderin.

Vodafone kullanıcıları, 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5630'da mesaj gönderin.




BANKA İLE BAĞIŞ İÇİN HESAP NUMARALARI:


ZİRAAT BANKASI - İSTANBUL ŞUBESİ YTL Hesabı 343434 - 5001 DOLAR Hesabı 343434 - 5002 EURO Hesabı 343434 - 5003

İŞ BANKASI - BEYOĞLU ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 1011 )YTL Hesabı 171 65 83 Euro Hesabı 332 11 70

GARANTİ BANKASI - YENİBOSNA ÇARŞI ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 531 )YTL Hesabı 668 97 98

YAPI KREDİ BANKASI - MERKEZ ŞUBE YTL Hesabı 2013 2013 FİNANSBANK – GÜNEŞLİ ÇARŞI ŞUBESİ YTL Hesabı 165 806 86 EURO Hesabı 165 806 88



"Zalimlere asla meyletmeyin. Aksi takdirde cehennem ateşi size dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım görmezsiniz." (Hud: 113)
















15 Ekim 2007 Pazartesi

KIVIRCIĞIMA..


Kıvırcığım, belgelerimi karıştırıken bak ne buldum? Yıllığına yazdığım yazı bu. Çok duygulandım açıkcası. Okurken bir de tashih yapma gereği duydum;

"Tamı tamına 10.000USD.. indirimde yapmıştık oysaki ama hala müşteri bekliyor S. Ortaça özenip çok ta kolay şarkı sözü yazmak, deyip de döktürdüğümüz 4 mısralık slow şarkı sözümüz. Ne de güzel olmuştu, pek de güzel olmuştu, çok da güzel olmuştu oysaki. Olmasa da bir ihtimalde Ülker çikolataya gönderdiğin sms ten çıkacak olan jeep umudumuz var ne de olsa %20 si benim :). Geçmiş 7 yılı ve kısmetse gelecek bir ömrü burada özetlemek ne de zor, varsa bir cümleye gerek o da şudur; sen bir ömre bedelsin kıvırcığım. Dünya gözüyle bende olmayan kız kardeş boşluğu kadrosunun iki kıvırcık(BİR OLARAK DÜZELTİYORUM) üyesinden birisi olmandan onur duyuyorum. Umut ediyorum ki TUS’u başarman da kolay olacak ve atlatacaksın başarıyla aynen her defasında üzeri en bol fındıklı keşkülün sana denk gelmesi gibi şanslı olacaksın. Tabi şans yetmez senin de iraden olmalı şöyle ki; elektrik sobasında pizza ısıtma projemiz kadar zekice bakmalısın olaya, yan nefes yapmadan yüzebilmen kadar pratik davranmalısın, izinsiz internete girme pahasına, en az Pc’ min data kablosunu odamı yer ile yeksan ederek arayıp buluşun kadar azimli olmalısın, mikrofonla speakerları balkona düzenek hazırlayarak balkonda duran masum insan Gülşeni komşulara naklen tanıtımımız kadar cesaretli davranmalısın. Boş zamanlarımda benim Nelson okuduğuma insanları inandırıp şaşkına çevirişimiz gibi komik bakmalısın sıkıntılara ve neticesinde kazandığında hayat en az Ortaköy’de sahilde boğaza nazır yediğimiz deniz sulu kocaman kumpirler kadar keyif verecek. Uyurken bile “hayır uyumuyorum düşünüyorum” diye kıvırmaların kadar kolay atlatacaksın asistanlığını. Ve sonra çocuk olmazsa dermatolojide rahat etme planların yürürlükteyse hala, düşlediğimiz güzellik merkezini kuracağız Etilerde.
La sol la fa … bilmediğin halde notaları (tv seyrederken) beni çalıştırışın!, şöförlüğüme verdiğin extra cesaret için, tırtıllı salata yaparak bana bunu sana bir ömür boyu hatırlatma fırsatı verişin, Hint kliplerini tekrar tekrar seyredip anlamadığımız sözleri yorumlama ve danslarını taklit (sun suna aldiga kandala, gumenge parenge naçenge aeş karangorge) seansları için her şeyden önemlisi hayatı benle paylaştığın için teşekkürler canım kıvırcığım. "

13 Ekim 2007 Cumartesi

Kedilerde sever







Dün gece migrenim tuttu ve yastığa beş kala uykuya dalan ben, şiddetli ağrının etkisiyle çok zor uykuya daldım. Uzun zamandır uğramayan baş ağrısı ne olduda beni yokladı anlayamadım. Sanırım bayramın ilk günü karşılaşrığım kalabalık insan kitlesinin etkisi oldu, yada gülümsemek için kendimi fazla sıkmış olmalıyım, hernedense geleceği varmış demek. Zomix'im bittiği için ağrı kesicide alamamıştım. Zor bir geceydi benim için.
Blogları okurken anladımki bu migren bütün blogcuları esir almış neredeyse. Bugün daha sakin bir gün geçirdim neyseki, hafif zonklamalar var gibi ama aldırış etmiyorum.
Sabah bahçedeki yavru kedilere biraz bayram yemeği verdim, sevindiler zavallıcıklar. Sonrada kömür gibi simsiyah renkte olan yavru kediciği, Tiger hayatında ilk defa kedi görmenin zevkini yaşasın diye eve getirdim. İlk karşılaşma müthişti. Tiger'ın gözbebekleri yuvasından fırlayacaktı neredeyse. Bütün tüylerini kabartarak kamburlaştı ve garip sesler çıkararak kendini yavru kedicikten uzak bir köşeye fırlattı. Kedicik şaşkın şaşkın etrafına bakarken bizimki timsah görmüş gibi davranıyordu. Kediciğe bizimkinin mamasından ikram etmemiz durumu daha da kötüleştirdi. Tiger dondu kaldı guruldaya guruldaya. Kedicik uyuyakalmıştı bile. Bizimki pür dikkat gözünü bir an olsun çevirmedi başka noktaya. Saldırı gerçekleşmedi ama kabullenemedide. Sanırım bu karşılaşmaları daha sık yapmalıyım. Ta ki Tiger kendini insan değilde kedigillerden biri olarak hissedene dek. Sonunda bu ziyareti kısa kesmek zorunda kaldık ve yavruyu annesine teslim ettim. Olay anının resimlerini çektim videoya aldım ama aktarmada problem yaşadım, umarım halledebilirim.
Bu kötü etki Tiger da akşama kadar sürmüş olacak ki, ziyarete gelen ailenin 3 aylık bebeğini kedi zannedip aynı tepkiyi verdi:))))))) bebeği hemen uzaklaştırdık tabi.
En sevdiği ülker sütlü çikolatayı yedirerek sakinleştirdim onu. Tiger'ın adının hikmetini soranlara iyi bi cevap değilmi..?
Kedi dostlarına selam..

12 Ekim 2007 Cuma

Bayram geldi hoş geldi!




Bir kaç gün önceden nohuttan daha küçük yuvarlaklar haline getirdiğimiz yuvarlamaları yedik sabah sabah. Ardındanda bol fıstıklı sıkıştırılmış kadayıf. Cicilerimizi giyip bayramlaşmaya gittik 30 kişiyle sarılıp bayramlaştıktan sonra eve döndük. Bayram bundan ibaret değil malesef. Her an zil çalabilir ve akın akın gelen kafileleri ağırlamaya ramak var neredeyse. Bayram için imal ettiğim damla çikolatalı ve fıstıklı kurabiyeler umarım rağbet görür.


Sanki bütün ramazan Tiger'ın üstünden geçmiş gibi uyumuş battaniyenin üzerinde. Gidip bende ona eşlik edeyim bari.


Herkese bol şekerli, bol tatlılı bayramlar.




Günün anlam ve önemine dair bir maniyle bitireyim satırlarımı:));




bayram geldi neyime


amaaan amaaan garibeemm


kan damlar yüreğimeee


amannn amannn gariiibemmm

11 Ekim 2007 Perşembe

Bayramlık...

Bu gün o kadar yorgunumki birazdan uyuyup bayramın ikinci günü uyanacağımı tahmin ediyorum. Bu kadar çok ev eşyasını icat edenler eminim hayatlarında hiç temizlik yapmayanlardır. Aksi halde noktaya bin ilmek halılar, aralıklı kalorifer petekleri, oymalı mobilyalar, vitrin denilen gereksiz eşya, toz çeken kanepelerin içine sünger yerine taş koyup yan taraflarına yastıık yerine tuğla koyarlardı, camları el kadar yapıp, orta sehpayı hiç üretmezlerdi, bu kadar çok tozlanacağını bilseler ayna bile icad edilmezdi ortaya bir tas su koyup ona bakılırdı eminim. Çözümüde yok işin kötü tarafı. Tedbir almaya Tiger dan başlayıp patilerinin altına skoç brayt kesip yapiştırsam, oda nereye kadar. Ama bi çözümü olmalı bu işin, ya bayramlar tedavülden kalkmalı yada temizlik konusuna kesin çözümler üretilmeli. Bitmek bilmeyen yüzey silme işlemi devir daim yaparak bir kısır döngüye dönüşmüş durumda. Belkide temizlik malzemeleri ile ev ittifak kurup benden son 10 yılın intikamını almaya çalışıyorlar.